AİHM, Yılmaz Aydemir kararında, başvurucunun tutukluluğuna ilişkin savcılık mütalaasının, yargılamaya ilk katılımı olduğunu ve bu nedenle başvurucunun savcının tavrını bilemediğini vurgulamıştır. Bu durumun, 'silahların eşitliği' ilkesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmasındaki önemini açıklayınız. Eğer bu mütalaa, daha önce defalarca verilen mütalaaların bir tekrarı olsaydı, AİHM'in kararı değişir miydi?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #95015

Bu durum, ihlal kararının ağırlığını ve netliğini artıran önemli bir unsurdur. 'Silahların eşitliği' ilkesi, tarafların birbirlerinin argümanlarını bilip bunlara cevap verebilmesini gerektirir. Başvurucu, yargılama boyunca tutuksuz yargılandığı için, tutukluluğuna ilişkin olarak savcılığın daha önce bir görüşü veya talebi olmamıştır. Mahkumiyetle birlikte ilk kez tutuklandığında, savcılığın bu yeni duruma ilişkin tutumunu (tutukluluğun devamını hangi gerekçelerle istediğini) ilk kez öğrenecekti. Bu ilk ve kritik argümandan mahrum bırakılması, savunma hakkına daha ağır bir darbe vurmaktadır. Eğer bu mütalaa, daha önce defalarca verilen ve içeriği bilinen mütalaaların bir tekrarı olsaydı, AİHM'in kararı muhtemelen değişmezdi, ancak ihlalin ağırlığına ilişkin vurgu farklı olabilirdi. AİHM'in yerleşik içtihadına göre, bir mütalaanın içeriği veya tekrar olup olmaması, tebliğ edilme zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Çünkü her mütalaa, o anki duruma göre yeni bir değerlendirme içerir ve mahkemeyi etkileme potansiyeli taşır. Savunmanın her yeni argümana cevap verme hakkı saklıdır. Dolayısıyla, mütalaa tekrar niteliğinde de olsa, tebliğ edilmemesi yine de bir ihlal teşkil edecektir, ancak ilk kez sunulan bir mütalaanın tebliğ edilmemesi, ihlalin ciddiyetini daha belirgin kılmaktadır (Yılmaz Aydemir/Türkiye Kararı, § 43).