Terk suçu (TCK m. 97) ile ilgili bir davada, mağdur çocuk ile sanık olan anne ve babası arasında 'menfaat çatışması' olduğu kabul edilirse, ceza muhakemesi usulü açısından mahkemenin alması gereken zorunlu tedbir nedir? Bu tedbir alınmadan yargılamaya devam edilip hüküm kurulması nasıl bir sonuç doğurur?
Terk suçunda, mağdur çocuk ile sanık olan ebeveynleri arasında açık bir 'menfaat çatışması' vardır. Çünkü ebeveynler, çocuğa karşı işlemekle suçlandıkları bir fiilden dolayı yargılanmaktadırlar ve çocuğun haklarını (örneğin şikayet hakkı, davaya katılma hakkı) objektif bir şekilde temsil etmeleri beklenemez. Bu durumda mahkemenin alması gereken zorunlu tedbir, Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin K. 2015/33629 sayılı kararında da belirtildiği gibi, mağdur çocuğu yargılamada temsil etmek üzere bir kayyım veya vekil atamaktır. Bu, iki şekilde olabilir: 1) 4721 sayılı TMK'nın 426. maddesi uyarınca, Sulh Hukuk Mahkemesi'nden çocuğa bir 'temsil kayyımı' atanmasını istemek. 2) 5271 sayılı CMK'nın 234/2. maddesi gereğince, barodan mağdur çocuk için zorunlu olarak bir 'vekil' görevlendirilmesini sağlamak. Bu tedbir alınmadan, yani mağdurun hakları bağımsız bir temsilci tarafından korunmadan yargılamaya devam edilip hüküm kurulması, savunma hakkının ve adil yargılanma hakkının ihlali anlamına gelir. Bu durum, Yargıtay için mutlak bir 'bozma' sebebidir, çünkü 'eksik kovuşturma' ile hüküm kurulmuş olur (barandogan.av.tr - Terk Suçu).