Yılmaz Aydemir/Türkiye davasında Hükümet, başvurucunun şikayetinin Anayasa Mahkemesi tarafından dikkatlice incelendiğini ve 'ikincillik ilkesi' uyarınca AİHM'in ulusal mahkemelerin yerine geçmemesi gerektiğini savunmuştur. AİHM'in bu argümanı reddederek bir ihlal kararı vermesi, 'ikincillik ilkesi'nin sınırları hakkında ne gibi bir yorum ortaya koymaktadır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #95004

AİHM'in Hükümet'in bu argümanını reddetmesi, 'ikincillik ilkesi'nin AİHM'in denetim yetkisini tamamen ortadan kaldıran mutlak bir ilke olmadığını göstermektedir. İkincillik ilkesi, temel hak ve özgürlükleri koruma sorumluluğunun öncelikle ulusal makamlara ait olduğunu ve AİHM'in bir dördüncü derece mahkemesi gibi hareket etmemesi gerektiğini ifade eder. Ancak bu ilke, ulusal makamların Sözleşme'yi yorumlama ve uygulama biçiminin AİHM denetiminden muaf olduğu anlamına gelmez. Yılmaz Aydemir davasında AİHM, Anayasa Mahkemesi'nin kararını incelemiş ve AYM'nin ulaştığı sonucun (önemli zarar yokluğu nedeniyle kabul edilemezlik) Sözleşme'nin 5. maddesine ilişkin yerleşik AİHM içtihatlarıyla uyumlu olmadığına karar vermiştir. Yani AİHM, ulusal hukukun yorumunu değil, bu yorumun Sözleşme standartlarına uygunluğunu denetlemiştir. Bu durum, ikincillik ilkesinin sınırını göstermektedir: Ulusal mahkemeler Sözleşme'yi yorumlarken belirli bir takdir marjına (margin of appreciation) sahip olsalar da, bu takdir marjı AİHM'in yerleşik içtihatlarına ve Sözleşme'nin ruhuna açıkça aykırı bir sonuca yol açtığında, AİHM müdahale etme ve ihlal kararı verme yetkisini korur. İkincillik, denetimsizlik anlamına gelmemektedir (Yılmaz Aydemir/Türkiye Kararı, § 28, 44).