Yargıtay, bir sözleşmenin eser mi yoksa satış mı olduğunun belirlenmesinde 'emek unsuru' ve 'malzeme unsuru' arasında bir tartım yapmaktadır. Bir ressamın, standart boyutlarda ve kendi tarzında yaptığı bir tabloyu satması ile bir müşterinin özel isteği üzerine belirli bir konuyu, boyutu ve renk paletini kullanarak bir tablo yapması arasındaki sözleşmelerin hukuki niteliğini bu tartım ışığında karşılaştırınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #94991

Bu iki durum, emek ve malzeme unsurlarının tartımına güzel bir örnek teşkil eder ve farklı hukuki sonuçlar doğurur: 1) Ressamın Standart Tabloyu Satması: Bu durumda, ressam tabloyu yaparken kendi sanatsal becerisini ve emeğini kullanmış olsa da, sözleşmenin kurulduğu anda ortada 'hazır' bir mal bulunmaktadır. Alıcı, mevcut bir eseri beğenerek satın almaktadır. Burada 'mal teslimi' unsuru, 'imal etme' taahhüdünden daha ön plandadır. Sözleşmenin konusu, belirli bir sonucun meydana getirilmesi değil, mevcut bir malın mülkiyetinin devridir. Bu nedenle bu sözleşme, bir 'satış sözleşmesi' olarak nitelendirilir. 2) Müşterinin Özel Siparişi Üzerine Tablo Yapılması: Bu durumda sözleşmenin özünü, ressamın becerisi, emeği ve müşterinin (iş sahibinin) özel isteklerine göre bir 'eser meydana getirme' taahhüdü oluşturur. Ressam, müşterinin talimatlarına (konu, boyut, renk) bağlıdır. Burada 'emek' ve 'kişiye özel üretim' unsurları, kullanılan malzemeden (tuval, boya) çok daha baskındır. Sözleşmenin konusu, hazır bir malın devri değil, belirli bir sonucun yaratılmasıdır. Bu nedenle bu sözleşme, bir 'eser sözleşmesi'dir (HGK-K.2019/143). Bu ayrım, ayıp, zamanaşımı gibi konularda farklı hükümlerin uygulanmasına yol açar.