Yedi günlük istinaf süresinin, gerekçesi açıklanmamış bir hükmün tefhimiyle başlamasının (CMK m. 273/1), Anayasa'nın 13. maddesindeki 'ölçülülük' ilkesi açısından Anayasa Mahkemesi tarafından nasıl değerlendirildiğini açıklayınız. Mahkeme, bu sınırlamanın 'gereklilik' ve 'orantılılık' alt ilkelerini karşılamadığını hangi argümanlarla ortaya koymuştur?
Anayasa Mahkemesi, E. 2022/144 sayılı kararında, istinaf süresinin gerekçesiz hükmün tefhimiyle başlamasını, Anayasa m. 13'teki 'ölçülülük' ilkesine aykırı bulmuştur. Bu değerlendirmeyi yaparken 'gereklilik' ve 'orantılılık' alt ilkelerini şu şekilde analiz etmiştir: 1) Gereklilik: Mahkeme, kuralın amacının (hukuki güvenlik ve yargılamanın hızlandırılması) daha hafif bir sınırlamayla da sağlanabileceğini belirtmiştir. Buna göre, istinaf süresini tefhimden değil de, zaten kanunda en geç 15 gün içinde dosyaya konulması öngörülen (CMK m. 232/3) gerekçeli kararın tebliğinden itibaren başlatmak, aynı amaca ulaşırken mahkemeye erişim hakkını daha az sınırlayan bir yöntemdir. Mevcut düzenleme, kişiyi önce 'süre tutum dilekçesi' vermeye zorladığı için 'gerekli' olmayan bir külfet getirmektedir (§ 47). 2) Orantılılık: Mahkeme, kuralla ulaşılmak istenen kamusal yarar (yargılamanın hızlanması) ile bireyin hakkına yapılan müdahalenin ağırlığı arasında makul bir denge olmadığını tespit etmiştir. Gerekçeyi bilmeden kanun yoluna başvurmaya zorlanmak, sonrasında gerekçeye göre yeni bir dilekçe hazırlamak veya feragat etmek zorunda kalmak, bireye 'aşırı bir külfet' yüklemektedir. Bu külfet, elde edilen kamusal yararla orantılı değildir. Bu nedenle kural, mahkemeye erişim hakkını orantısız bir şekilde sınırlamaktadır (§ 49).