Anayasa Mahkemesi'nin Hakan Aygün kararında, ilk tutukluluğun hukuka uygunluğunu denetlerken işin esasına girerek suçun unsurlarını (örn: 'açık ve yakın tehlike') tartışması, Anayasa Mahkemesi'nin bir 'süper temyiz' mercii olarak hareket ettiği eleştirisine yol açabilir mi? İlgili metindeki değerlendirmeler ışığında, AYM'nin bu denetimdeki yetkisinin sınırlarını tartışınız.
Evet, bu tür bir denetim, AYM'nin 'süper temyiz' mercii olduğu eleştirisine yol açabilir. Ancak ilgili metindeki değerlendirmelere göre bu eleştiri tam olarak isabetli değildir. AYM'nin görevi, bir suçun işlenip işlenmediğine karar vermek (yani esasa hükmetmek) değil, Anayasa'da güvence altına alınan hakların ihlal edilip edilmediğini denetlemektir. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı (Anayasa m. 19), tutuklamanın ancak 'suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler' için uygulanabileceğini emreder. AYM, bu 'kuvvetli belirti' şartının var olup olmadığını denetlemek zorundadır. Hakan Aygün kararında olduğu gibi, bir suçun (TCK m. 216) kanuni tanımı, 'açık ve yakın tehlike' gibi zorunlu bir unsur içeriyorsa, bu unsur olmadan suçun oluştuğuna dair 'kuvvetli belirti'den de söz edilemez. AYM'nin yaptığı, suçun unsurlarını tartışarak maddi gerçeğe karar vermek değil, derece mahkemesinin tutuklama kararının Anayasal ön şartı olan 'kuvvetli belirti' değerlendirmesinin hukuki ve anayasal temelinin bulunup bulunmadığını kontrol etmektir. Metinde de belirtildiği gibi, AYM'nin bu kararı ilk derece mahkemesini işin esası yönünden bağlamaz; mahkeme yargılama sonunda farklı bir karara varabilir. Ancak tutuklama tedbiri açısından, Anayasal güvencenin somut olayda karşılanıp karşılanmadığını denetlemek AYM'nin görevidir ve bu bir 'süper temyiz' faaliyeti değil, hak eksenli bir denetimdir (sen.av.tr - Anayasa Mahkemesinin Hakan Aygün Kararı).