TCK m. 35 uyarınca suça teşebbüsün oluşabilmesi için 'elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlama' şartı aranmaktadır. Failin, bir kişiyi öldürmek amacıyla silah satın alması ve olay yerine gitmesi 'hazırlık hareketi' sayılırken, silahını çıkarıp ateş etmesi 'icra hareketi' sayılmaktadır. Bu iki aşama arasındaki sınırı belirlemede ceza hukuku doktrininde ve Yargıtay uygulamasında kabul edilen 'objektif teori' ne anlama gelmektedir?
Ceza hukukunda hazırlık hareketleri ile icra hareketleri arasındaki sınırı belirlemede farklı teoriler olmakla birlikte, TCK m. 35'te 'doğrudan doğruya icraya başlama' ifadesiyle benimsenen ve Yargıtay tarafından da uygulanan teori 'objektif teori'dir. Bu teoriye göre, bir hareketin icra hareketi sayılabilmesi için, yapılan hareketin dış dünyada objektif olarak, işlenmek istenen suçun kanuni tanımında yer alan fiile çok yakın ve onunla doğrudan bağlantılı olması gerekir. Sadece failin kastını (sübjektif niyetini) göstermesi yeterli değildir. Başka bir deyişle, failin eylemi, tarafsız bir gözlemci tarafından bakıldığında, artık suçun işlenmesi yolunda son aşamaya geçildiğini ve tipik fiilin gerçekleştirilmesine başlandığını göstermelidir. Öldürmek için silah almak hazırlıktır, çünkü bu eylem tek başına öldürme suçunun tipik unsuru değildir ve başka amaçlara da yönelebilir. Ancak silahı mağdura doğrultup nişan almak veya ateş etmek, objektif olarak öldürme fiilinin bir parçası veya başlangıcı olduğundan icra hareketi sayılır. TCK m. 35'in gerekçesinde de 'işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve bağlantı içindeki hareketlerin yapılması' kriteri vurgulanarak objektif teoriye işaret edilmiştir (barandogan.av.tr - Suça Teşebbüs ve Gönüllü Vazgeçme).