Güvenlik soruşturmasına dayalı atama yapmama işlemlerinde, Anayasa Mahkemesi'nin Süleyman Arslan kararında belirttiği gibi, idarenin ve mahkemelerin sadece 'istihbari nitelikli bilgi'ye dayanarak karar vermesi neden sorunludur? 'İstihbari bilgi' ile hukuki anlamda 'delil' arasındaki farkı, adil yargılanma hakkı bağlamında tartışınız.
İdarenin ve mahkemelerin sadece 'istihbari nitelikli bilgi'ye dayanarak karar vermesi, Anayasa Mahkemesi'nin Süleyman Arslan kararında (B. No: 2020/38851) vurgulandığı üzere birçok açıdan sorunludur. Bunun temel nedeni, 'istihbari bilgi' ile hukuki 'delil' arasındaki nitelik farkıdır. 'Delil', hukuka uygun yollarla elde edilmiş, doğruluğu ve güvenilirliği yargısal bir süreçte taraflarca tartışılabilen, somut olgulara dayanan bir ispat aracıdır. 'İstihbari bilgi' ise genellikle teyit edilmemiş, kaynağı belirsiz, duyuma veya değerlendirmeye dayalı, ham bir bilgidir ve yargısal denetime açık değildir. Adil yargılanma hakkı bağlamında bu fark şu sonuçları doğurur: 1) Çelişmeli Yargılama ve Silahların Eşitliği: Kişi, içeriğini ve kaynağını bilmediği bir istihbari bilgiye karşı savunma yapamaz, aksini ispat edemez. Bu durum, silahların eşitliği ilkesini bozar. 2) Masumiyet Karinesi: Teyit edilmemiş bilgilere dayanarak kişi aleyhine sonuç doğurmak, masumiyet karinesini zedeler. 3) Hukuki Güvenlik ve Belirlilik: Kararların öngörülemez ve keyfi olmasına yol açar. Süleyman Arslan kararında AYM, mahkemenin bu tür bilgilerin gerçekliğine ve güvenilirliğine ilişkin olguları ortaya koymadan ve başvurucuya aksini ispat imkanı tanımadan karar vermesini gerekçeli karar hakkının ihlali olarak görmüştür (§ 37).