Belirsiz alacak davası (HMK m. 107) açılabilmesi için 'alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği' hali, özellikle işçilik alacakları bağlamında nasıl yorumlanmalıdır? Yargıtay'ın 2015/3136 E. sayılı kararına göre, işçinin ücreti ve çalışma süresi kamu kurumu kayıtlarında veya toplu iş sözleşmesinde belirli ise tüm işçilik alacaklarının 'belirli' olduğu söylenebilir mi?
Yargıtay'ın 2015/3136 E. sayılı kararında belirtildiği üzere, 'alacağın belirlenmesinin beklenememesi' hali, sübjektif bir unsur olup, davacının hak arama özgürlüğünü kısıtlamayacak şekilde geniş yorumlanmalıdır. İşçinin, alacaklarını tam olarak hesaplayabilmesi için uzman bir hesap raporu aldırmasının beklenmesi hak arama özgürlüğüne bir engel teşkil edebilir. İşveren, 4857 sayılı İş Kanunu uyarınca kayıt tutma ve belge verme yükümlülüğünü yerine getirmemişse, alacak belirsiz kabul edilmelidir. Bununla birlikte, özellikle kamu kurumlarında veya toplu iş sözleşmesi uygulanan işyerlerinde, işçinin çalışma süresi ve ücreti kayıtlarla sabitse, kıdem ve ihbar tazminatı gibi alacaklar genellikle 'belirlenebilir' kabul edilir. Ancak, aynı kararda belirtildiği gibi, hakimin takdirine kalan (manevi tazminat gibi) veya taktiri indirime tabi olan (fazla çalışma, hafta tatili, genel tatil ücretleri gibi) alacaklar, başlangıçta tam olarak belirlenmesi mümkün olmadığı için belirsiz alacak davasına konu olabilirler. Dolayısıyla, ücret ve süre belirli olsa dahi, niteliği gereği hesabı hakimin takdirine veya yargılamadaki ispata bağlı olan alacaklar için belirsiz alacak davası açılması mümkündür (Yargıtay HGK, E. 2015/3136, K. 2018/347).