Anayasa Mahkemesi'nin Hakan Aygün kararında (B. No: 2020/13412), sosyal medya paylaşımları nedeniyle 'halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme' (TCK m. 216/1) suçundan yapılan tutuklamanın kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal ettiğine karar verilmesinin temel hukuki gerekçesi nedir? Mahkeme, bu suç açısından 'kuvvetli suç şüphesi'nin varlığını değerlendirirken hangi unsuru aramıştır?
Anayasa Mahkemesi'nin Hakan Aygün kararında, tutuklamanın Anayasa m. 19/3'te güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal ettiğine karar verilmesinin temel hukuki gerekçesi, tutuklamanın ön şartı olan 'suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti'nin somut olayda mevcut olmamasıdır. Mahkeme, TCK m. 216/1'de düzenlenen halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçunun soyut bir tehlike suçu olmadığını, suçun oluşabilmesi için kamu barışı açısından 'açık ve yakın bir tehlikenin' ortaya çıkmasının zorunlu bir unsur olduğunu vurgulamıştır. Somut olayda soruşturma makamlarının, başvurucunun paylaşımlarının kamu düzeni ve barışı açısından ne şekilde somut bir tehlikeye yol açtığını, kitleler üzerinde nasıl bir etkileşim yarattığını ve şiddete teşvik edip etmediğini somut delillerle ortaya koyamadığını belirtmiştir. Bu 'açık ve yakın tehlike' unsurunun yokluğunda, suçun maddi unsurunun oluştuğuna dair kuvvetli bir belirtiden söz edilemeyeceği ve dolayısıyla tutuklama tedbirinin hukuki bir dayanağı kalmadığı sonucuna varılmıştır (sen.av.tr - Anayasa Mahkemesinin Hakan Aygün Kararı).