TCK Madde 106'da düzenlenen tehdit suçu ile TCK Madde 170'te düzenlenen 'genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması' suçu arasındaki ayrım, Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararları (Örnek: 2018/447 E., 2021/491 K.) ışığında nasıl yapılmaktadır? Suçun belirli bir kişiye mi yoksa belirsiz sayıdaki kişilere mi yönelik olduğu bu ayrımda nasıl bir rol oynamaktadır?
TCK Madde 106'daki tehdit suçu, belirli bir kişiye veya kişilere yönelik olarak, onların iç huzurunu, bilinç ve irade özgürlüğünü ihlal etmeyi amaçlayan bir suçtur. Mağdurun kimliği ve tehdidin ona ulaştırılması suçun oluşumu için kritiktir. TCK Madde 170'teki 'genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması' suçu ise, belirsiz sayıdaki kişilerin hayatı, sağlığı veya mal varlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda işlenen kasıtlı bir suçtur. Bu suç, belirli bir amaç ve hedef gözetmeksizin, genel bir tehlike yaratma kastıyla işlenir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2018/447 Esas, 2021/491 Karar sayılı kararında bu ayrım açıkça belirtilmiştir: 'Tehdit suçunun mağduru, iç huzuru ve sükunu, irade oluşturma ve iradi hareket hürriyeti ihlal edilen kişidir... Muhatabı belli olmayan tehdit eylemleri diğer şartların da varlığı hâlinde TCK’nın 170. maddesi kapsamında 'genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması' ya da 213. maddesi kapsamında 'halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit' olarak değerlendirilebilecektir.' Örneğin, bir sanığın husumetli olduğu mağdur darbedilip baygın yatarken, başka bir yerde ruhsatsız tabancasıyla havaya ateş etmesi eylemi, mağdura iletme kastı bulunmadığından tehdit suçunu değil, TCK Madde 170/1-c'de düzenlenen genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunu oluşturacaktır. Bu ayrım, suçun mağduru ve eylemin 'korkutma amacı'nın belirli bir kişi mi yoksa genel bir kitle mi olduğu hususunda netleşmeyi sağlar.