CİGK Madde 82'de hükümlünün kendisine verilen yiyecek ve içecekleri reddetmesi durumu nasıl ele alınmaktadır? Özellikle (2) fıkrasında belirtilen 'hayati tehlikeye girdiği veya bilincinin bozulduğu hekim tarafından belirlenenler hakkında, isteklerine bakılmaksızın' zorla beslenme hükmü, yaşam hakkı ve birey özerkliği arasındaki etik ve hukuki çatışmayı nasıl çözmektedir?
CİGK Madde 82'de hükümlüler, yiyecek ve içecekleri sürekli olarak reddettiklerinde, bu hareketlerinin kötü sonuçları ve bedensel/ruhsal hasarlar konusunda kurum hekimince bilgilendirilir; psikososyal hizmet birimince de vazgeçmeleri yönünde çalışmalar yapılır. Sonuç alınamazsa, beslenmelerine hekimce belirlenen rejime göre uygun ortamda başlanır (f.1). Madde 82'nin (2) fıkrası, beslenmeyi reddederek açlık grevi veya ölüm orucunda bulunan hükümlülerden, birinci fıkra gereğince alınan tedbirlere ve yapılan çalışmalara rağmen hayati tehlikeye girdiği veya bilincinin bozulduğu hekim tarafından belirlenenler hakkında, isteklerine bakılmaksızın kurumda veya hastanede muayene ve teşhise yönelik tıbbî araştırma, tedavi ve beslenme gibi tedbirlerin, sağlık ve hayatları için tehlike oluşturmamak şartıyla uygulanacağını belirtir. Bu hüküm, yaşam hakkının (AİHS Madde 2) birey özerkliğinden (özgür irade) daha üstün tutulduğu bir yaklaşımdır. Hukuk, bireyin intihar etme hakkını tanımadığı gibi, hayati tehlike durumunda dahi bireyin kendi kaderini tayin hakkının yaşam hakkı karşısında geri çekilmesini öngörür. Zorla beslenme, etik açıdan tartışmalı olsa da, devletin bireyin yaşamını koruma yükümlülüğünün bir sonucu olarak kabul edilir ve uluslararası standartlarda da (örneğin BM Mahpuslara Muameleye Dair Asgari Standart Kuralları - Mandela Kuralları) belirli koşullar altında hayati tehlikeye karşı uygulanabilirliği kabul edilmektedir.