5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) Madde 119'da yer alan arama tutanaklarına işlemi yapanların 'açık kimliklerinin yazılması' zorunluluğu ile 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un (CİGK) Madde 33/3'te yer alan 'sicil numarası yazılması' arasındaki hukuki ilişkiyi açıklayınız. Bu iki hüküm, hukuk devletinde şeffaflık ve güvenlik arasındaki dengeyi nasıl kurmaktadır?
CMK Madde 119'un (3) fıkrası, arama tutanağına işlemi yapanların açık kimliklerinin yazılmasını genel bir zorunluluk olarak belirler. Bu, arama işleminin şeffaflığını ve hesap verebilirliğini temin etmek, olası usulsüzlüklere karşı hukuki denetimi kolaylaştırmak amacını taşır. Ancak, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un Madde 33'ün (3) fıkrası (Ek: 24/11/2016-6763/37 md.) özel bir istisna getirir: Yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumları ile diğer kapalı ceza infaz kurumlarının yüksek güvenlikli bölümlerinde kalan tutuklu ve hükümlülerle ilgili tutanaklara, ilgili görevlinin açık kimliği yerine sadece sicil numarası yazılır ve ifade alma usulü de iş yeri adresine göre düzenlenir. Bu iki hüküm arasındaki hukuki ilişki, özel-genel kanun ilişkisi olarak açıklanabilir. CMK, genel ceza muhakemesi hükümlerini içerirken, 5275 sayılı Kanun ceza infazına ilişkin özel bir kanundur. Özel kanun hükümleri, genel kanun hükümlerinden farklılık arz ettiğinde, özel kanun öncelikli olarak uygulanır. Bu durum, hukuk devletinde şeffaflık ve güvenlik arasındaki hassas dengeyi kurmayı amaçlar. CMK'daki genel kural şeffaflığı ve hesap verebilirliği sağlarken, 5275 sayılı Kanun'daki özel düzenleme, yüksek riskli infaz kurumlarında görev yapan personelin, özellikle terör ve örgütlü suçluların hedefi olabilecekleri göz önünde bulundurularak kişisel güvenliklerini sağlamayı hedefler. Sicil numarası ile dahi olsa, görevlinin kimliğinin resmi makamlarca belirlenebilir olması, denetim mekanizmasının tamamen ortadan kalkmadığını, ancak güvenlik ihtiyacının öncelendiği bir dengeyi yansıtır.