Yargıtay Ceza Daireleri, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) Madde 119/3'te yer alan arama tutanaklarına işlemi yapanların 'açık kimliklerinin yazılması' zorunluluğunu nasıl yorumlamaktadır? Yargıtay 19. Ceza Dairesi'nin 2016/10119 E., 2017/6607 K. sayılı kararında bu kuralın ihlali durumunda dahi 'hükmün münhasıran arama sonucu elde edilen delile dayanmaması' halinde suçun sübutuna ilişkin kararda isabetsizlik görülmemesi, delillerin hukuki geçerliliği konusunda ne gibi bir ayrım yapıldığını göstermektedir?
CMK Madde 119'un (3) fıkrasında arama tutanağına işlemi yapanların açık kimliklerinin yazılması zorunluluğu, arama işleminin şeffaflığını, hukuka uygunluğunun denetlenebilirliğini ve sorumluluğun belirlenebilirliğini sağlamak amacıyla getirilmiş bir usuli güvencedir. Ancak, Yargıtay 19. Ceza Dairesi'nin 2016/10119 Esas, 2017/6607 Karar sayılı kararında, bu kuralın (CMK 119/4'ün) ihlal edildiği bir durumda dahi, 'sanığın arama işleminin içeriğine herhangi bir itirazının bulunmaması, mahkeme huzurundaki beyanı ve hükmün münhasıran arama sonucu elde edilen delile dayanmaması karşısında suçun sübutuna ilişkin yerel mahkeme kararında bir isabetsizlik görülmemiştir' denilmiştir. Bu durum, Yargıtay'ın hukuka aykırı delil yasağını uygularken, delilin tek başına mı yoksa başka hukuka uygun delillerle birlikte mi değerlendirildiğini ayırdığını göstermektedir. Eğer hukuka aykırı yolla elde edilen delil, suçun ispatı için belirleyici ve tek delil değilse ve başka hukuka uygun delillerle destekleniyorsa, usuli eksiklikler nedeniyle delilin tamamen yok sayılmasının adil yargılanma hakkını zedeleyebileceği düşüncesiyle daha esnek bir yaklaşım sergilenebilmektedir. Bu, 'zehirli ağacın meyvesi' doktrininin mutlak uygulanmayabileceği anlamına gelir; yani hukuka aykırı bir delil olsa dahi, başka sağlam delillerle suçun ispatı mümkündür.