Disiplin hukukunda 'yüz kızartıcı suç' kavramının ceza hukukundaki gibi açıkça tanımlanmamış olmasının, idari yargı denetimi açısından yarattığı sonuç nedir? Danıştay'ın bu konudaki rolü nasıldır?
Bu kavramın belirsizliği, idareye geniş bir takdir yetkisi tanırken, idari yargıya da bu takdir yetkisini denetleme konusunda önemli bir rol yüklemektedir. Danıştay, yerleşik içtihatlarında, bir fiilin 'yüz kızartıcı ve utanç verici' olup olmadığının takdirinin idareye ait olduğunu ancak bu takdirin yargı denetimine tabi olduğunu belirtmektedir. Danıştay, yetkili merci olarak, her somut olayda suçun niteliğini, memurun konumunu ve mesleğinin özelliklerini dikkate alarak bir değerlendirme yapar ve fiilin bu kapsamda olup olmadığına karar verir. Örneğin, bir öğretmenin sarkıntılık suçunun, mesleğin özelliği gereği yüz kızartıcı olduğuna karar verebilmektedir. Makalede de belirtildiği gibi, bu durum 'yargı yerinin takdirine' bırakılmıştır ve bu takdir, memur güvencesi açısından riskler barındırmaktadır. (Bkz: İlgili makaledeki Danıştay kararı atıfları)