AYM'nin Rıza Barut kararında, gizli tanık beyanının tek başına tutuklamaya esas alınabileceğini kabul etmesi, Anayasa'nın 19. maddesi ile 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu'nun 9/8. maddesi arasında bir çelişki yaratır mı? Bu iki norm arasındaki ilişkiyi 'kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı' ve 'adil yargılanma hakkı' bağlamında yorumlayınız.
İlk bakışta bir çelişki gibi görünse de, bu iki norm farklı yargılama aşamalarına ve farklı hukuki güvencelere ilişkindir. 5726 sayılı Kanun m.9/8, 'gizli tanık beyanının tek başına hükme esas alınamayacağını' belirterek 'adil yargılanma hakkı' (Anayasa m.36) kapsamında, mahkumiyet için aranan ispat standardını düzenler. Yani kovuşturma aşamasına yöneliktir. AYM'nin Rıza Barut kararındaki değerlendirme ise, 'kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı' (Anayasa m.19) kapsamında, soruşturma aşamasındaki tutuklama tedbiri için aranan 'kuvvetli belirti' standardıyla ilgilidir. Tutuklama için aranan şüphe derecesi, mahkumiyet için aranan kesinlik derecesinden daha düşüktür. AYM ve İHAM, bu nedenle tutuklama aşamasında (belirli güvencelerle) tek başına gizli tanık beyanını yeterli görebilirken, mahkumiyet aşamasında bunun yetersiz olduğunu kabul etmektedir. Dolayısıyla, iki norm arasında bir çelişki değil, farklı hukuki koruma alanlarına yönelik farklı standartların varlığı söz konusudur. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/gizli-tanik-beyani-tek-basina-kuvvetli-suc-belirtisi-olusturabilir-mi-aymnin-riza-barut-karari-uzerine-kisa-bir-degerlendirme)