Marka hakkına tecavüz suçundan yargılanan sanık, işyerinde ele geçirilen taklit ürünleri fatura karşılığı bir toptancıdan satın aldığını ve taklit olduğunu bilmediğini savunmuştur. Bu savunma, suçun manevi unsuru (kast) açısından nasıl bir önem taşır? Mahkemenin bu durumda neyi araştırması gerekir?
Bu savunma, suçun manevi unsuru olan 'kast'ın ortadan kalktığına yönelik bir iddiadır. Marka hakkına tecavüz suçu, kasten işlenebilen bir suçtur. Failin, sattığı, depoladığı veya bulundurduğu ürünün başkasına ait tescilli bir markanın taklidi olduğunu bilmesi ve bunu istemesi gerekir. Sanığın 'taklit olduğunu bilmiyordum' savunması, esasen bir 'hata' iddiasıdır. Eğer sanık, kaçınılmaz bir hataya düşerek malın taklit olduğunu bilmiyorsa ve bilmesi de kendisinden beklenemiyorsa, kastı ortadan kalkacağından cezalandırılamaz (TCK m.30). Ancak, Yargıtay kararlarında (örn: Y7CD-K.2022/13734 K.), 'yaptığı iş gereği sanığın, katılan firma adına tescilli markayı taşıyan ürünlerin taklit olduklarını bilebilecek durumda olması' kastın varlığına karine olarak kabul edilmektedir. Mahkemenin, sanığın mesleği, ürünleri aldığı yer, fatura içeriği, ürünlerin fiyatı ve kalitesi gibi objektif unsurları araştırarak, sanığın bu savunmasının hayatın olağan akışına uygun olup olmadığını ve 'bilmeme' halinin makul ve kaçınılabilir olup olmadığını değerlendirmesi gerekir. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/ceza-hukuku/marka-hakkina-tecavuz-sucu-marka-suclari-cezasi.html)