AİHM, Yüksel Yalçınkaya kararında, ByLock verilerinin MİT tarafından elde edilmesinin adli makamlara teslim edilene kadar bütünlüğünü sağlayan özel usuli güvencelerden yoksun olduğunu belirtmesine rağmen, bu verilerin 'doğruluğunu sorgulamak için yeterli unsurlara sahip olmadığını' da ifade etmiştir (§ 323). Bu iki tespit arasında bir çelişki var mıdır? AİHM'in bu konudaki yaklaşımını açıklayınız.
İlk bakışta çelişkili gibi görünen bu iki tespit arasında aslında bir çelişki yoktur. AİHM burada, hukuki bir değerlendirme ile olgusal bir tespit arasında ayrım yapmaktadır. 1) Usuli Güvence Eksikliği (Hukuki Değerlendirme): AİHM, delilin elde edilme ve saklanma sürecinde, ceza muhakemesi hukukunun gerektirdiği 'usuli güvencelerin' (hakim kararı, mühürleme, delil zincirinin kayıt altına alınması vb.) bulunmadığını tespit etmektedir. Bu durum, delilin 'hukuki kalitesi' ve 'güvenilirliği' hakkında 'ilk bakışta şüphe' uyandıran bir durumdur. Bu, hukuki bir problemdir. 2) Delilin Doğruluğu (Olgusal Tespit): AİHM, elindeki dosyada, ByLock sunucularından elde edilen ham verilerin 'teknik olarak yanlış veya sahte olduğuna' dair somut bir kanıt veya uzman raporu bulunmadığını belirtmektedir. Yani, Mahkeme 'ben bu verilerin içerik olarak yanlış olduğunu söyleyemem, bunu ispatlayacak bir delil yok' demektedir. AİHM'in yaklaşımı şudur: Delilin hukuka uygun elde edilip edilmediğini veya güvenilir olup olmadığını tartışmak, öncelikle ulusal mahkemelerin görevidir. AİHM, usuli güvencelerin eksikliğinin, savunmanın bu delile etkin itiraz etme hakkını ortadan kaldırdığını ve bu nedenle adil yargılanma hakkının (Madde 6) ihlal edildiğini tespit eder. Ancak, kendisi bir teknik bilirkişi gibi hareket ederek, 'veriler teknik olarak doğrudur veya yanlıştır' şeklinde bir olgusal tespitte bulunmaktan kaçınır. İhlal, delilin kendisinden değil, o delilin yargılamada ele alınış biçiminden kaynaklanmaktadır.