AİHM, Yüksel Yalçınkaya kararında, Bylock kullanımına ilişkin olgusal bulgunun tek başına silahlı terör örgütüne üyelik suçunun kurucu unsurlarını oluşturduğunun düşünülmesini bir hak ihlali olarak değerlendirmiştir (§ 268). Bu yaklaşım, ceza hukukundaki 'objektif sorumluluk' yasağıyla nasıl ilişkilidir?
Bu yaklaşım, modern ceza hukukunun temelini oluşturan 'kusur ilkesi' ve bunun bir uzantısı olan 'objektif (kusursuz) sorumluluk yasağı' ile doğrudan ilişkilidir. Objektif sorumluluk, bir kişinin, herhangi bir kusuru (kast veya taksir) olmasa dahi, sadece belirli bir fiili işlemiş veya bir sonuca neden olmuş olması nedeniyle cezalandırılması anlamına gelir. AİHM'in eleştirisi, ulusal mahkemelerin Bylock kullanımını, failin kastını (örgütün terörist amaçlarını bilme ve benimseme) veya örgütsel bağını (süreklilik, çeşitlilik, yoğunluk) somut olarak ispatlamadan, otomatik bir suçluluk karinesi olarak kabul etmesidir. Bu, 'Bylock kullanan herkes, kastına bakılmaksızın örgüt üyesidir' şeklinde bir objektif sorumluluk hali yaratmaktadır. Oysa ceza sorumluluğu, sadece objektif bir eyleme değil, aynı zamanda failin bu eylemi gerçekleştirirken sahip olduğu sübjektif duruma, yani 'kusuruna' dayanmalıdır. AİHM'in, Bylock kullanımının tek başına suçun kurucu unsurlarını oluşturamayacağını belirtmesi, failin manevi unsurunun (kastının) bireyselleştirilmiş bir şekilde ve şüpheye yer bırakmayacak delillerle ispatlanması gerektiğini, aksi bir uygulamanın objektif sorumluluk yasağını ve adil yargılanma hakkını ihlal edeceğini vurgulamaktadır.