AİHM, Yüksel Yalçınkaya kararında, Bylock kullanımının otomatik olarak terör örgütü üyeliği suçunu oluşturduğu kabulünün, 'kişisel sorumluluk unsurunun tesis edilebileceği zihinsel bir bağ olmaksızın cezalandırılmama hakkıyla' bağdaşmadığını vurgulamıştır (§ 264). Bu ifade, ceza hukukunun hangi temel ilkesine atıf yapmaktadır?
Bu ifade, ceza hukukunun en temel ilkelerinden olan 'kusur ilkesi'ne (kusursuz suç ve ceza olmaz) ve bunun bir parçası olan 'manevi unsurun' (mens rea) ispatı gerekliliğine atıf yapmaktadır. Ceza sorumluluğunun şahsiliği gereği, bir kişinin bir suçtan cezalandırılabilmesi için, fiilin maddi unsurlarını (örneğin, bir örgüte üye olma) gerçekleştirmesinin yanı sıra, bu fiili işlerken gerekli 'zihinsel bağa' yani 'kasta' sahip olması gerekir. Silahlı terör örgütü üyeliği suçu, failin, örgütün nihai amaçlarını (cebir ve şiddet kullanarak anayasal düzeni değiştirmek gibi) 'bilerek' ve bu amaçları 'benimseyerek' (özel kast) örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmayı 'istemesini' gerektirir. AİHM, sadece bir iletişim uygulamasını kullanmanın, bu karmaşık zihinsel bağın (manevi unsurun) varlığını otomatik olarak ispatlamayacağını belirtmektedir. Mahkemenin, her bir sanık için bu zihinsel bağın varlığını somut delillerle, bireyselleştirilmiş bir şekilde ortaya koyması gerekir. Aksi takdirde, objektif bir eyleme dayalı olarak (uygulamayı kullanmak), kişinin kastı ispatlanmadan cezalandırılması, kusur ilkesini ihlal eder.