İhtiyaç nedeniyle tahliye davasında, kiraya verenin ihtiyacının 'gerçek ve samimi' olduğunu ispat yükü kime aittir? Kiraya verenin, kirada oturuyor olması bu ispat yükünü nasıl etkiler?
Medeni usul hukukunun temel kuralı gereği (HMK m. 190), iddia eden iddiasını ispatla yükümlüdür. Dolayısıyla, ihtiyaç nedeniyle tahliye davasında, ihtiyacın 'gerçek, samimi ve zorunlu' olduğunu ispat etme yükü, davacı olan 'kiraya verene' aittir. Kiraya veren, ihtiyacının nedenlerini (örneğin, çocuğunun evleneceğini, sağlık durumunun gerektirdiğini) tanık, belge (nişan fotoğrafları, sağlık raporu) gibi her türlü delille ispat etmelidir. Ancak, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, 'kiraya verenin kendisinin de kirada oturuyor olması' durumu, bu ispat yükü açısından bir istisna veya kolaylık yaratır. Kiraya verenin kirada oturması, tek başına, tahliye ihtiyacının gerçek ve samimi olduğuna dair güçlü bir 'karine' (yasal varsayım) oluşturur. Bu durumda, kiraya verenin başka bir delil sunmasına gerek kalmaksızın ihtiyacının varlığı kabul edilir. İspat yükü, zımnen yer değiştirir ve bu kez davalı kiracının, bu ihtiyacın aslında samimi olmadığını (örneğin, kiraya verenin aslında o evde oturma niyeti olmadığını, amacının kirayı artırmak olduğunu) ispatlaması gerekir. Kiracı bunu ispatlayamazsa, dava kabul edilir.