Gümrük muafiyetinden yararlanmak amacıyla, her biri muafiyet sınırının altında kalacak şekilde çok sayıda sipariş veren bir kişinin bu eylemi, makalede tartışılan Yargıtay kararı açısından, suçun 'manevi unsuru' bakımından nasıl bir özellik gösterir? Bu durum 'doğrudan kast' mı yoksa 'olası kast' mı olarak değerlendirilebilir?
Makalede tartışılan Yargıtay kararı, sanığın eylemini 'ticari kasıtla ve süreklilik arz eder şekilde' gerçekleştirdiğini vurgulamaktadır. Bu, Yargıtay'ın, sanığın manevi unsurunu değerlendirirken, onun nihai amacına (ticari kazanç elde etme) odaklandığını gösterir. Bu durum, TCK'daki kast türleri açısından 'doğrudan kast' olarak değerlendirilmelidir. Doğrudan kast (TCK m. 21/1), failin, suçun kanuni tanımındaki unsurları bilerek ve isteyerek hareket etmesidir. Burada sanık, gümrük vergisi ödememek suretiyle bir menfaat elde edeceğini (veya devleti bir gelirden mahrum bırakacağını) bilmekte ve bu sonucu özellikle istemektedir. Eylemini, muafiyet sınırını aşmayacak şekilde parçalara bölerek sistematik bir şekilde gerçekleştirmesi, sonucun meydana gelmesini 'olası' görmekten öte, bu sonucu 'hedeflediğini' ve 'istediğini' açıkça ortaya koyar. 'Olası kast' ise, failin, neticenin meydana gelebileceğini öngörmesine rağmen 'olursa olsun' diyerek eylemi gerçekleştirmesidir. Sanığın buradaki planlı ve sistematik eylemi, 'olursa olsun' şeklindeki bir kayıtsızlıktan çok, sonuca ulaşmaya yönelik bilinçli bir iradeyi yansıttığı için doğrudan kast kapsamında kalır.