Tevilli ikrarda bulunan bir sanığın beyanının, 'şüpheden sanık yararlanır' (in dubio pro reo) ilkesi karşısındaki durumu nedir? Mahkeme, sanığın tevilli ikrarından şüphe duyuyorsa, bu şüpheyi kimin lehine yorumlamalıdır?
Tevilli ikrar, sanığın suçu dolaylı yoldan kabul etmesi anlamına gelse de, bu ikrarın doğruluğu ve samimiyeti her zaman şüpheye açık olabilir. Sanık, olayı olduğundan farklı anlatarak kendini daha iyi bir konuma getirmeye çalışıyor olabilir. 'Şüpheden sanık yararlanır' ilkesi, ceza yargılamasında ispat edilemeyen veya şüpheli kalan her hususun sanık lehine yorumlanmasını gerektirir. Mahkeme, sanığın tevilli ikrarının doğruluğundan şüphe duyuyorsa ve bu ikrarı destekleyen veya çürüten başka kesin deliller bulamıyorsa, bu şüpheyi sanık lehine yorumlamak zorundadır. Örneğin, sanık 'sadece ittim, düşüp başını çarptı' derken, otopsi raporu çok sayıda bıçak darbesi olduğunu gösteriyorsa, sanığın tevilli ikrarı açıkça maddi gerçekle çelişmektedir. Ancak, tevilli ikrarın (örneğin 'haksız tahrik altında vurdum') aksi ispatlanamıyorsa ve olayın oluş şekli bu ikrarla uyumlu olabilecek bir şüphe barındırıyorsa, mahkeme bu lehe durumu (haksız tahriki) kabul etme eğiliminde olmalıdır. Şüphe, her zaman sanık lehinedir.