Bir sanık hakkında verilen mahkumiyet hükmünde, sanığın suçu 'tevilli ikrar' yoluyla kabul ettiği, ancak maddi gerçeğe uygun düşmeyen bu ikrarın dosyada mevcut tek delil olduğu bir durumda, mahkemenin bu ikrara dayanarak mahkumiyet kararı vermesi 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesi açısından nasıl değerlendirilir?
Bu durumda mahkemenin, sadece maddi gerçekle ve diğer yan delillerle desteklenmeyen tevilli ikrara dayanarak mahkumiyet kararı vermesi, 'şüpheden sanık yararlanır' (in dubio pro reo) ilkesinin açık bir ihlali olarak değerlendirilir. Bu ilke, ceza yargılamasında, bir suçun sanık tarafından işlendiğinin her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle ispat edilememesi durumunda, ortaya çıkan şüphenin sanık lehine yorumlanmasını ve sanık hakkında beraat kararı verilmesini gerektirir. Tevilli ikrar, sanığın suçu üstlenmekle birlikte olayı farklı anlatmasıdır ve kendi içinde bir çelişki barındırabilir. Eğer bu ikrar, olay yeri inceleme raporu, tanık beyanları, kamera kayıtları gibi objektif delillerle çelişiyorsa veya dosyada bu ikrarı destekleyecek hiçbir yan delil yoksa, sanığın suçluluğu konusunda makul bir şüphe devam ediyor demektir. Mahkumiyet, bir ihtimale değil, kesinliğe dayanmalıdır. Bu nedenle, tek başına kalan ve maddi gerçekle örtüşmeyen bir tevilli ikrar, bu kesinliği sağlamaz ve beraat kararı verilmesini gerektirir.