Bir gümrük kaçakçılığı davasında, sanığın eyleminin 'ticari kasıtla ve süreklilik arz eder şekilde' işlenmiş olması, suçun hukuki nitelendirmesini (örneğin 5607 s.K. m. 3/1'e göre) etkiler mi? Yoksa bu unsurlar sadece cezanın bireyselleştirilmesinde mi rol oynar? Makaledeki kanunilik ilkesi vurgusunu dikkate alarak cevaplayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #91347

Makalede savunulan kanunilik ilkesi perspektifinden bakıldığında, sanığın eyleminin 'ticari kasıtla ve süreklilik arz eder şekilde' işlenmiş olması, suçun hukuki nitelendirmesini etkilemez. 5607 sayılı Kanun m. 3/1'deki suçun tanımında 'ticari kasıt' veya 'süreklilik' gibi unsurlara yer verilmemiştir. Suçun maddi unsuru, 'eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokmaktır'. Kanunilik ilkesi, bir fiilin suç sayılabilmesi için kanundaki tanıma tam olarak uyması gerektiğini emreder. Suç tanımında yer almayan unsurların (failin amacı, fiilin tekrarı gibi) sonradan eklenerek suçun kapsamının genişletilmesi, bu ilkenin ihlali anlamına gelir. Yargıtay'ın bu unsurlara dayanarak fiili kaçakçılık sayması, kanunun lafzını aşan bir yorumdur. Ticari kasıt ve süreklilik gibi unsurlar, suçun oluşumunda değil, ancak suçun oluştuğu kabul edildikten sonra, TCK m. 61 uyarınca 'suçun işleniş biçimi', 'failin kastının yoğunluğu' gibi kriterler olarak temel cezanın belirlenmesinde, yani cezanın bireyselleştirilmesinde rol oynayabilir.