İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi kararında, delillerin usulüne uygun tartışılmamasının, o delilleri 'hukuka uygun yöntemlerle elde edilmemiş delil niteliğine büründürdüğü' belirtilmiştir. Bu niteleme, delilin hukuka aykırılığı ile yargılamadaki usul hatası arasındaki ayrımı nasıl bulanıklaştırmaktadır? Makale yazarının bu konudaki eleştirisini detaylandırınız.
BAM'ın bu nitelemesi, iki farklı hukuki kavramı birbiriyle karıştırarak aradaki ayrımı bulanıklaştırmaktadır. Delilin hukuka aykırılığı, delilin 'elde edilme' (toplanma) aşamasındaki bir sakatlıktır ve delilin kaynağını geçersiz kılar (örneğin, izinsiz dinleme). Yargılamadaki usul hatası ise, hukuka uygun olarak elde edilmiş bir delilin, duruşmada 'değerlendirilmesi' veya 'tartışılması' aşamasındaki bir eksikliktir. Makale yazarının eleştirisi de bu noktadadır. Yazara göre, hukuka uygun toplanmış bir delil, sırf duruşmada usulüne uygun okunup tartışılmadığı için sonradan 'hukuka aykırı elde edilmiş' bir delile dönüşmez. Delilin kaynağı hala hukuka uygundur; sakatlık olan yargılama faaliyetinin kendisidir. BAM'ın bu yorumu, CMK m. 289/1-i'yi (hukuka aykırı delile dayanma) uygulamak için yapay bir gerekçe yaratmaktadır. Oysa doğru hukuki niteleme, CMK m. 289/1-h (savunma hakkının kısıtlanması) olmalıydı. Bu ayrım önemlidir, çünkü 289/1-h'ye dayalı bir bozma, BAM'ın duruşma açarak usulü eksikliği gidermesini gerektirirken, 289/1-i'ye dayalı bir bozma, delilin tamamen dışlanması sonucunu doğurabilir.