Sanığın ikrarının, 'yan delillerle doğrulanmayan, oluşa ve maddi gerçeğe uygun düşmeyen' durumlarda mahkumiyete esas alınamamasının temel nedeni nedir? Bu kural, ceza muhakemesinin hangi temel ilkesinin bir gereğidir?
Sanığın ikrarının yan delillerle doğrulanmayan, oluşa ve maddi gerçeğe uygun düşmeyen durumlarda mahkumiyete esas alınamamasının temel nedeni, ikrarın her zaman gerçeği yansıtmayabileceği ihtimalidir. Bir sanık, çeşitli nedenlerle (bir başkasının suçunu üstlenmek, ailesini korumak, tehdit altında olmak, daha ağır bir suçtan kurtulmaya çalışmak veya akli dengesizlik gibi) yalan yere ikrarda bulunabilir. Bu kural, ceza muhakemesinin en temel amacı ve ilkesi olan 'maddi gerçeğe ulaşma' ilkesinin bir gereğidir. Ceza yargılamasının amacı, ne pahasına olursa olsun bir fail bulup cezalandırmak değil, olayın nasıl gerçekleştiğini şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkarmaktır. Sadece soyut bir ikrara dayanarak mahkumiyet hükmü kurmak, maddi gerçek yerine şekli bir gerçekle yetinmek anlamına gelir ki bu, adil yargılanma hakkına ve 'şüpheden sanık yararlanır' (in dubio pro reo) ilkesine aykırıdır. Bu nedenle, ikrarın değeri ancak diğer delillerle (tanık beyanları, kriminal raporlar, olay yeri inceleme tutanakları vb.) tutarlı olduğunda ve maddi gerçekle örtüştüğünde ortaya çıkar.