Gümrük muafiyetinden yararlanılarak ülkeye sokulan eşyanın, daha sonra ticari amaçla satılması fiilinin hukuki nitelendirmesinde, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu m. 3/1 ve Gümrük Kanunu m. 239 arasında nasıl bir normlar hiyerarşisi veya öncelik ilişkisi kurulmalıdır? Makaledeki argümanlara dayanarak açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #91220

Makaledeki argümanlara göre, bu iki norm arasında bir 'özel norm-genel norm' ilişkisi kurulabilir ve Gümrük Kanunu m. 239'un özel norm niteliğinde olduğu savunulabilir. 5607 sayılı Kanun m. 3/1, genel olarak gümrük vergisine tabi bir eşyanın gümrük işlemlerine tabi tutulmadan ülkeye sokulması fiilini düzenleyen genel bir ceza normudur. Buna karşılık, Gümrük Kanunu m. 239, özel bir durumu, yani 'ithalat vergilerinden muaf eşyanın' gümrük işlemleri yapılmaksızın yurda sokulması fiilini düzenlemektedir. Makalede, ithalat vergilerinden muaf eşyanın m. 3/1'deki suçun konusunu oluşturamayacağı, bu fiilin Gümrük Kanunu m. 239 kapsamında 'idari para cezasına' tabi bir kabahat olduğu belirtilmektedir. Hukukun temel ilkelerinden olan 'özel kanunun genel kanuna önceliği' (lex specialis derogat legi generali) prensibi gereğince, daha özel bir durumu düzenleyen Gümrük Kanunu m. 239'un, genel kaçakçılık suçunu düzenleyen 5607 sayılı Kanun m. 3/1'e göre öncelikle uygulanması gerekir. Bu yorum, fiillerin ağırlığı ile yaptırımlar arasında orantı kurulmasını da sağlar; zira m. 3/1 hapis cezası öngörürken, m. 239 idari para cezası öngörmektedir.