AİHM, Yüksel Yalçınkaya kararında, ulusal mahkemelerin bir yapının 'terör örgütü' olduğuna ancak bir mahkeme kararıyla karar verilebileceği yönündeki Türk hukukuna ilişkin tespitini, sanıkların manevi unsuru (kast) açısından nasıl bir sonuca bağlamıştır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #91219

AİHM, Yüksel Yalçınkaya kararında, Türk hukukuna göre bir yapının resmi olarak 'terör örgütü' olarak tanımlanmasının nihai olarak mahkemeler tarafından verilecek bir karara bağlı olduğunu belirtmiştir (§ 251). Bu tespiti, sanıkların manevi unsurunun (suç işleme kastı) değerlendirilmesinde kritik bir dayanak olarak kullanmıştır. Mahkeme, 2017'den önce 'FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğuna dair kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmadığına dikkat çekmiştir. Bu durum, sıradan bir vatandaşın veya sanığın, bu yapının terörist amaçlarını 'bildiği' ve bu amaçları 'benimseyerek' (özel kast) örgüte üye olduğu yönündeki otomatik kabulü çürütmektedir. Yani, kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan, kişilerin Milli Güvenlik Kurulu kararları veya siyasi söylemler üzerinden bir yapının terör örgütü olduğunu 'bilmek zorunda olduğu' varsayımı, ceza sorumluluğunun şahsiliği ve manevi unsurun ispatı ilkeleriyle bağdaşmaz. AİHM, bu nedenle ulusal mahkemelerin, sanığın örgütün terörist amaçlarını bildiğini somut delillerle ortaya koymadan, sadece ByLock kullanmak gibi fiillerle bu sonuca varmasını hukuka aykırı bulmuştur (§ 253, 263).