AİHM'in Yüksel Yalçınkaya kararında, ByLock kullanımının TCK m. 314/2 uyarınca silahlı terör örgütü üyeliği suçunun unsuru haline getirilmesini Sözleşme'nin 7. maddesi açısından hangi ilkelere aykırı bulduğunu ve bu ilkelerin somut olayda nasıl ihlal edildiğini, karara atıf yaparak (§ 267, 271) açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #91189

AİHM, Yüksel Yalçınkaya kararında, ByLock kullanımının silahlı terör örgütü üyeliği suçunun (TCK m. 314/2) bir unsuru haline getirilmesini, Sözleşme'nin 7. maddesinde güvence altına alınan 'kanunsuz suç ve ceza olmaz' (nullum crimen, nulla poena sine lege) ilkesinin iki temel unsuru olan 'öngörülebilirlik' ve 'yasallık' ilkelerine aykırı bulmuştur. Karara göre, ulusal mahkemelerin yorumu, ByLock kullanımını bilerek ve isteyerek silahlı bir terör örgütüne üye olmakla eşdeğer tutma etkisi yaratmıştır (§ 267). Bu durum, ceza hukukunun sanık aleyhine kıyas yoluyla genişletilmesi yasağını ihlal etmiştir. AİHM, suçun yasal tanımında yer alan manevi unsurun (bilme ve isteme/özel kast) varlığı usulünce tespit edilmeden, sadece ByLock kullanımına dayanarak otomatik bir mahkumiyete gidilmesinin, suçun kurucu unsurlarını bir kenara bırakarak adeta bir 'objektif sorumluluk' (katı sorumluluk) suçu yarattığını belirtmiştir. Bu öngörülemez ve geniş yorumun, suçun kapsamını 7. maddenin amaç ve hedefine aykırı olarak başvuranın aleyhine genişlettiği sonucuna varmıştır (§ 271).