Sanığın 'ikrarının bölünemezliği' ilkesi, Yargıtay tarafından mutlak bir kural olarak mı uygulanmaktadır, yoksa bu ilkenin sınırları var mıdır?
Makalelerden ve Yargıtay içtihatlarından anlaşıldığı üzere, 'ikrarın bölünemezliği ilkesi' mutlak bir kural değildir. Bu ilke, sanığın savunmasının tutarlı, hayatın olağan akışına uygun ve dosyadaki diğer delillerle çelişmediği durumlarda bir anlam ifade eder. Eğer sanığın ikrarının bir kısmı (örneğin, haksız tahrik veya meşru savunma iddiası) dosyadaki diğer kesin delillerle (örneğin, olay yeri inceleme raporu, tanık beyanları, kamera kayıtları) açıkça çelişiyorsa, mahkeme bu çelişkiyi gerekçelendirerek ikrarın o kısmına itibar etmeyebilir. İlkenin amacı, mahkemenin keyfi olarak, hiçbir gerekçe göstermeden sanığın ikrarını bölmesini ve lehe olan kısımları yok saymasını engellemektir. Sanığın savunmasının aksi, dosyada bulunan başka güvenilir delillerle ispatlandığı takdirde, mahkeme ikrarın o kısmını reddedebilir. Dolayısıyla ilke, 'aksi ispatlanamayan savunmalar' için daha güçlü bir şekilde geçerlidir (Bkz: barandogan.av.tr_blog_ceza-hukuku_sucu-ikrar-etme-nedir-cmk, YCGK-K.2011/210).