Bir avukatın, müvekkilinden aldığı parayı uhdesinde tutarak zimmetine geçirmesi eylemi, TCK m. 247'de düzenlenen 'zimmet' suçu kapsamında mı, yoksa TCK m. 155'teki 'güveni kötüye kullanma' suçu kapsamında mı değerlendirilmelidir? Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2014/1090 E. sayılı kararında bu konudaki yaklaşımı ve Avukatlık Kanunu m. 62'nin TCK m. 5 karşısındaki durumunu izah ediniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #90321

Bu eylem, TCK m. 247'de düzenlenen 'zimmet' suçu kapsamında değerlendirilmelidir. Avukatlar, Avukatlık Kanunu uyarınca bir kamu hizmeti ifa ettikleri ve yargının kurucu unsuru oldukları için, mesleklerini icra ederken 'kamu görevlisi' sayılırlar. Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2014/1090 E. sayılı kararında da belirtildiği gibi, TCK'nın 'Özel Kanunlarla İlişki' başlıklı 5. maddesi, TCK'nın genel hükümlerinin özel kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanacağını emreder. Bu hüküm, Avukatlık Kanunu'nun 62. maddesindeki gibi TCK genel hükümleriyle çelişen ve suçu daha dar tanımlayan özel hükümleri zımnen ilga etmiştir. TCK m. 247'deki zimmet suçunun oluşması için malın devlete ait olması şart değildir; görevi nedeniyle zilyetliği kendisine devredilmiş olan özel kişilere ait bir malın zimmete geçirilmesi de suçu oluşturur. Avukatın, müvekkili adına tahsil ettiği parayı ona vermemesi, görevi nedeniyle zilyetliğinde bulunan bir malı zimmetine geçirmesi anlamına gelir. Bu nedenle eylem, daha genel bir suç olan güveni kötüye kullanma değil, özel bir suç olan zimmet suçunu oluşturur. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/tck-madde-5-ozel-kanunlarla-iliski.html)