Danıştay'ın bir kararında (Beşinci Daire E:1990/4563, K:1992/1444), gerekli nitelikleri taşıyan ancak memurluk sınavına girmeden göreve alınan bir kişinin, adaylık dönemini başarıyla tamamlayıp asaleti onandıktan sonra, sırf 'sınavsız alınma' gerekçesiyle görevine son verilemeyeceği belirtilmiştir. Bu kararın hukuki mantığını, 'idari işlemlerde istikrar' ve 'kazanılmış hak' ilkeleriyle ilişkilendirerek izah ediniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #90316

Danıştay'ın bu kararının hukuki mantığı, idari işlemlerde istikrar, hukuki güvenlik ve iyi niyetli kişinin korunması ilkelerine dayanır. Normalde, memurluk sınavını kazanmak, memurluğa alınmanın asli şartlarından biridir ve bu şartın yokluğu, DMK m. 98/b uyarınca göreve son verme nedenidir. Ancak, idarenin kendi hatasıyla (sınavsız atama yaparak) kişiyi göreve başlatması, bu kişinin adaylık gibi zorlu bir süreci (eğitimler, staj, sicil değerlendirmesi) başarıyla tamamlaması ve asaleten memurluğa atanmasıyla birlikte, artık geriye dönülerek başlangıçtaki bu usul eksikliğinin ileri sürülmesi, idare hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşmaz. Adaylık süreci, kişinin memurluğa ehliyetinin ve liyakatinin devlet tarafından bizzat denetlendiği ve teyit edildiği bir dönemdir. Bu süreci başarıyla geçen kişi, artık memur olma ehliyetini ispatlamış sayılır. Bu aşamadan sonra idarenin, kendi kusurundan kaynaklanan bir eksikliği yıllar sonra ileri sürerek kişinin görevine son vermesi, hukuki istikrarı bozar, kişinin devlete olan güvenini sarsar ve iyi niyetli kişi aleyhine bir 'kazanılmış hak' ihlali veya en azından hukuki durumun korunması ilkesinin ihlali sonucunu doğurur. Danıştay, yasanın amacının liyakatli kişiyi seçmek olduğunu, adaylık sürecinin bu amacı zaten gerçekleştirdiğini ve bu nedenle salt başlangıçtaki şekil eksikliğinin göreve son verme için yeterli olmayacağını kabul etmektedir. (Kaynak: kadimhukuk.com.tr/makale/devlet-memurlari-kanunu-54-55-56-57-madde/)