556 sayılı Markaların Korunması Hakkında KHK'nın suç ve ceza öngören hükümlerinin, 1 Ocak 2009'da yürürlüğe giren TCK m. 5 hükmü karşısındaki hukuki durumunu, 'kanunilik ilkesi' ve Anayasa Mahkemesi kararları çerçevesinde analiz ediniz. Bu KHK hükümlerinin zımnen ilga edilmesinin, eski TTK'daki haksız rekabet suçunu yeniden canlandırıp canlandırmayacağını tartışınız.
TCK m. 2'de düzenlenen 'suç ve cezaların kanuniliği' ilkesi, suçların ve cezaların ancak kanunla konulabileceğini emreder. Anayasa'nın 91. maddesi uyarınca, temel hak ve hürriyetler Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile düzenlenemez. Suç ve ceza ihdası da bu yasağın kapsamındadır. Anayasa Mahkemesi de (örn: 2008/2 K. sayılı kararı) bu ilkeyi pek çok kez vurgulamıştır. 5252 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesi ile TCK m. 5'in 1 Ocak 2009'da tam olarak yürürlüğe girmesiyle birlikte, KHK ile suç ve ceza öngören 556 sayılı KHK'nın ilgili hükümleri (örn: m. 61/A), kanunilik ilkesine aykırı oldukları için zımnen ilga edilmiş (örtülü olarak yürürlükten kaldırılmış) sayılmıştır. Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 2011/1569 K. sayılı kararında da bu durum açıkça belirtilmiştir. Bu KHK hükümlerinin ilga edilmesi, daha önce 551 sayılı Markalar Kanunu ile zımnen ilga edilmiş olan eski TTK'daki haksız rekabet suçunu yeniden canlandırmaz. Hukukta 'yürürlükten kalkan eski düzenlemeler canlanamaz' ilkesi geçerlidir. Dolayısıyla, 2009 sonrası dönemde marka hakkına tecavüz fiilleri, bu özel ceza normları kapsamında değil, şartları varsa Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemelerinin görev alanına giren Sınai Mülkiyet Kanunu gibi yeni kanunlar veya genel hükümler çerçevesinde değerlendirilmelidir. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/tck-madde-5-ozel-kanunlarla-iliski.html)