5275 sayılı Kanun m.105/A-7'ye göre, denetimli serbestlik altındaki bir hükümlünün, 'cezasının alt sınırı bir yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suçtan dolayı hakkında kamu davası açılması' halinde infaz hakiminin takdir yetkisini, aynı maddenin 6. fıkrasındaki 'ısrar' halinde ilişiğin kesilmesi durumuyla karşılaştırarak açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #90280

İki durum arasında infaz hakiminin takdir yetkisi açısından temel bir fark vardır. 5275 s.K. m. 105/A-6'da sayılan haller (müracaat etmeme, yükümlülük ihlalinde ısrar, kendi isteğiyle dönme) gerçekleştiğinde, infaz hakiminin takdir yetkisi yoktur. Bu hallerden birinin varlığı halinde denetimli serbestlik müdürlüğünün talebi üzerine infaz hakimi, denetimli serbestlik kararını kaldırmak ve hükümlüyü açık ceza infaz kurumuna göndermek 'zorundadır'. Hüküm emredicidir. Buna karşılık, m. 105/A-7'de düzenlenen durumda, yani hükümlü hakkında yeni bir suçtan kamu davası açılması halinde, infaz hakimine takdir yetkisi tanınmıştır. Madde metninde 'açık ceza infaz kurumuna gönderilmesine karar verilebilir' ifadesi kullanılmıştır. Bu, hakimin, yeni suçun niteliğini, delil durumunu, hükümlünün denetimli serbestlik sürecindeki genel tutumunu ve kaçma şüphesi gibi faktörleri değerlendirerek, hükümlüyü kuruma göndermeyip denetimli serbestliğe devam etmesine de karar verebileceği anlamına gelir. Dolayısıyla, 6. fıkradaki ihlaller zorunlu bir sonuç doğururken, 7. fıkradaki durum hakimin takdirine bağlı bir sonuç doğurur. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/denetimli-serbestlikte-yükümlülük-ihlali)