CMK m. 170/2 uyarınca iddianame düzenlenmesi için aranan 'yeterli şüphe' kavramının, tutuklama için aranan 'kuvvetli şüphe'den daha düşük bir şüphe derecesi olmasının teorik ve pratik gerekçelerini tartışınız. Cumhuriyet savcısının iddianame düzenlerken bir 'yargılama' faaliyeti yürütmesinin sakıncaları nelerdir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #90265

Teorik olarak, 'yeterli şüphe' (mahkumiyet olasılığının beraat olasılığından yüksek olması), 'kuvvetli şüphe'den (mahkumiyetin kuvvetle muhtemel olması) daha düşük bir yoğunluktadır. Bunun temel gerekçeleri şunlardır: 1) Tedbirin Niteliği: Tutuklama, kişi hürriyetini doğrudan ve ağır şekilde kısıtlayan bir koruma tedbiridir. İddianame düzenlenmesi ise soruşturmayı sonlandırıp uyuşmazlığı mahkemenin önüne taşıyan, doğrudan özgürlüğü kısıtlamayan bir usul işlemidir. Orantılılık ilkesi, daha ağır müdahale için daha yoğun şüphe aranmasını gerektirir. 2) Yargılama Makamının Rolü: Ceza yargılamasında delilleri değerlendirip maddi gerçeğe ulaşma ve hüküm kurma görevi mahkemeye aittir. Savcının görevi ise iddia makamı olarak, yargılamaya değer nitelikteki şüpheyi mahkemenin önüne getirmektir. Eğer iddianame için de 'kuvvetli şüphe' aranırsa, savcı fiilen bir ön yargılama yapmış olur. Bu durum, savcının iddianamesinin mahkeme üzerinde bir 'suçluluk karinesi' oluşturmasına, mahkemenin tarafsızlığını zedelemesine ve 'doğrudan doğruyalık', 'çelişmeli yargılama' gibi temel ilkeleri ihlal etmesine yol açar. Savcı, delilleri mahkeme gibi serbestçe ve çelişmeli bir ortamda tartışma imkanına sahip değildir. Bu nedenle, savcının rolü, yargılamanın yapılmasını gerektirecek 'yeterli şüpheyi' ortaya koymakla sınırlı olmalıdır. Aksi takdirde, soruşturmalar uzar, savcılık makamı mahkemeleşir ve sanığın lekelenmeme hakkı ile adil yargılanma hakkı zedelenir. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/iddianame_icin_aranan_yeterli_suphe_sarti)