Avukatların, Avukatlık Kanunu'nda belirtilen görevleri ifa ederken işledikleri iddia edilen fiillerin, TCK m. 5 ve TCK m. 6/1-c hükümleri karşısında 'zimmet' veya 'görevi kötüye kullanma' suçları açısından nasıl değerlendirilmesi gerektiğini, Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2016/3718 K. sayılı kararı ışığında tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #90261

TCK m. 6/1-c, kamusal faaliyetin yürütülmesine katılan kişiyi 'kamu görevlisi' olarak tanımlamaktadır. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu da avukatlığı bir kamu hizmeti olarak nitelendirir. Bu kapsamda avukatlar, özellikle kanunda sayılan münhasır yetkileri kullanırken kamu görevlisi sayılırlar. TCK m. 5, TCK'nın genel hükümlerinin özel kanunlara da uygulanacağını belirttiğinden, Avukatlık Kanunu'nun 62. maddesindeki görevi kötüye kullanma suçuna ilişkin daha dar kapsamlı düzenleme, TCK'nın 257. maddesindeki genel düzenleme karşısında zımnen ilga edilmiş sayılır. Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2016/3718 K. sayılı kararında da bu ilke benimsenmiştir. Karara konu olayda, avukat olan sanıkların müvekkilleri adına tahsil ettikleri parayı müvekkillerine vermemesi eylemi, yerel mahkemece görevi kötüye kullanma olarak nitelendirilmiştir. Ancak Yargıtay, avukatın bu eyleminin, görevi gereği zilyetliği kendisine devredilmiş olan parayı mal edinmesi niteliğinde olduğunu ve bu nedenle TCK m. 247'de düzenlenen 'zimmet' suçunu oluşturacağını belirtmiştir. Zimmet suçunda malın devlete veya özel kişilere ait olmasının bir önemi yoktur. Dolayısıyla, avukatın müvekkiline ait parayı uhdesinde tutması, güveni kötüye kullanma veya görevi kötüye kullanma değil, daha özel ve ağır bir suç olan zimmet suçunu oluşturur. Bu yorum, TCK m. 5'in genel hükümleri uygulama ve TCK m. 6'daki geniş kamu görevlisi tanımının bir sonucudur. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/tck-madde-5-ozel-kanunlarla-iliski.html)