Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin (İkiz Yasalardan biri) ortak 1. maddesinde tanınan 'halkların kendi kaderini tayin hakkı'nın (self-determinasyon) öznesi olan 'halk' kavramı, uluslararası hukuk doktrininde nasıl tanımlanmaktadır? Etnik veya dini bir topluluğun, bu hakka dayanarak tek taraflı ayrılma talebinde bulunması hukuken mümkün müdür?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #90247

'Halkların kendi kaderini tayin hakkı'nın öznesi olan 'halk' kavramı, uluslararası hukukta etnik, dini veya dilsel bir azınlığı değil, belirli bir coğrafi sınırlar içinde yaşayan tüm nüfusu ifade eder. Doktrin ve uygulama, bu hakkın üç tip insan topluluğu için geçerli olduğunu kabul eder: 1) Bağımsız ve egemen bir devletin ülkesinde yaşayan nüfusun tamamı (iç self-determinasyon), 2) Sömürge altında yaşayan bir ülkenin nüfusu (dış self-determinasyon), 3) Yabancı bir devletin askeri işgali altında yaşayan nüfus (dış self-determinasyon). Görüldüğü üzere, etnik veya dini bir topluluğun, sırf bu kimliğine dayanarak self-determinasyon hakkının öznesi olması ve ayrılma talep etmesi uluslararası hukukun genel kabul görmüş yorumuna göre mümkün değildir. Ayrılma hakkı (dış self-determinasyon), kural olarak sömürgecilik ve yabancı işgali gibi durumlarla sınırlı, istisnai bir haktır. Bağımsız bir devlette yaşayan etnik bir grubun talepleri, genellikle iç self-determinasyon kapsamında, yani kendi siyasal, sosyal ve kültürel gelişimini o devletin bütünlüğü içinde sağlama hakkı olarak değerlendirilir. Tek taraflı ayrılma, devletlerin 'toprak bütünlüğüne saygı' ilkesiyle (BM Andlaşması m.2/4) çelişir ve hukuken meşru kabul edilmez. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/rusya-ukrayna-savasinda-devletten-ayrilma-hakki)