2011-2020 yılları arasında uygulanan, Cumhuriyet savcısının asliye ceza mahkemelerindeki duruşmalara katılmaması kuralı, ceza muhakemesi sistematiği açısından hangi temel kurumların işlevsiz kalmasına neden olmuştur? Savcının yokluğunda, bu kurumların işlevini kimin üstlendiği ve bunun yarattığı sistemsel sorunu açıklayınız.
Cumhuriyet savcısının asliye ceza mahkemelerindeki duruşmalara katılmaması, modern ceza muhakemesinin temelini oluşturan itham sisteminin birçok kurumunu işlevsiz bırakmıştır. İşlevsiz kalan başlıca kurumlar şunlardır: 1. **Delillerin Tartışılması ve Soru Sorma Hakkı (CMK m. 201, 216):** Savcı, duruşmada tanıklara, bilirkişilere ve sanığa doğrudan soru sorarak maddi gerçeğin ortaya çıkmasına katkıda bulunur ve iddia makamının tezlerini delillerle destekler. Yokluğunda, iddia makamının delilleri sorgulama ve tartışma işlevi ortadan kalkmıştır. 2. **Esas Hakkında Mütalaa (CMK m. 216):** Yargılamanın sonunda savcının, toplanan delillere göre sanığın mahkumiyetini, beraatını veya başka bir karar verilmesini talep ettiği esas hakkındaki mütalaası, yargılamanın en önemli aşamalarından biridir. Savcının yokluğunda bu kurum tamamen işlevsiz kalmıştır. 3. **Yeni Delil Toplanması Talebi:** Yargılama sırasında ortaya çıkan yeni durumlar karşısında savcının, iddia makamı adına yeni delillerin toplanmasını talep etme yetkisi vardır. Yokluğunda bu işlev de ortadan kalkmıştır. 4. **Suç Vasfının Değişmesi Halinde Görüş Bildirme (CMK m. 226):** Mahkemenin, yargılama sırasında suçun hukuki niteliğinin değiştiğini fark etmesi durumunda, sanığa ek savunma hakkı vermeden önce savcının görüşünü alması gerekir. Bu kurum da uygulanamaz hale gelmiştir. **Yarattığı Sistemsel Sorun:** Savcının yokluğunda, yukarıda sayılan ve iddia makamına ait olan bu işlevlerin tamamı, zorunlu olarak **yargılamayı yapan hakim** tarafından üstlenilmiştir. Hakim, hem iddia makamının toplaması gereken delilleri re'sen toplamak, hem tanıkları sorgulamak, hem de sonuçta bir hüküm vermek zorunda kalmıştır. Bu durum, ceza muhakemesinin temelindeki **fonksiyonlar ayrılığı (iddia, savunma, yargılama)** ilkesini yok ederek, hakimin tarafsızlığına gölge düşürmüştür. Yargılama, modern itham sisteminden, hakimin hem soruşturup hem yargıladığı eski **tahkik (engizisyon) sistemine** benzer bir yapıya bürünmüştür. İHAM'ın İmret/Türkiye kararında da vurguladığı gibi, bu durum mahkemenin 'objektif tarafsızlığı' ilkesini temelden zedelemiştir.