Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2023/380 K. sayılı kararında, sanığın 2017 yılındaki ilk eylemlerinden önce mağdura söylediği 'herkese veriyorsun, bana mı vermiyorsun' şeklindeki sözlerinin 'genel niyet ve planını ortaya koyduğu' ve bu nedenle 18 ay sonraki eylemin de aynı suç işleme kararı kapsamında kaldığı kabul edilmiştir. Bu yorumu, 'suç işleme kararı'nın somutluğu ilkesi ve 'şüpheden sanık yararlanır' prensibi açısından eleştirel bir şekilde değerlendiriniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #89122

Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun bu yorumu, 'suç işleme kararı' kavramının sınırlarını zorlaması ve 'şüpheden sanık yararlanır' (in dubio pro reo) ilkesiyle çelişme potansiyeli taşıması nedeniyle eleştiriye açıktır. **Eleştirel Değerlendirme:** 1. **'Suç İşleme Kararı'nın Somutluğu İlkesi Açısından:** Zincirleme suç için aranan 'suç işleme kararı', failin belirli bir suçu, belirli bir mağdura karşı, hukuki bir bütünlük içinde birden fazla kez işlemeye yönelik **somutlaşmış** bir iradesini ifade eder. Bu, failin zihnindeki genel ve soyut bir suç işleme eğiliminden farklıdır. YCGK'nın, sanığın tek bir sözünü, 18 ay gibi çok uzun bir süre sonra işlenecek bir eylemi de kapsayan bir 'genel niyet ve plan' olarak yorumlaması, bu somutluk ilkesini zayıflatmaktadır. Bu tür bir söz, o anki bir düşünceyi veya fiili bir talebi yansıtabileceği gibi, yıllara yayılan bir 'planın' ilanı olarak yorumlanması oldukça geniş bir çıkarımdır. 2. **'Şüpheden Sanık Yararlanır' Prensibi Açısından:** 18 aylık uzun bir zaman aralığı ve incelenen makalede belirtilen 'fiili kesinti' (sanık hakkında soruşturma açılması) gibi olgular, ilk suç işleme kararının kesintiye uğradığı ve ikinci eylemin yeni bir kararla işlendiği yönünde **ciddi bir şüphe** yaratmaktadır. Ceza hukukunda, şüphenin sanık aleyhine değil, lehine yorumlanması esastır. YCGK'nın, bu güçlü şüpheye rağmen, sanık aleyhine bir yorumla tek bir kararın varlığını kabul etmesi, 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesinin göz ardı edildiği eleştirisine açıktır. Failin ilk sözlerinin, 18 ay sonraki eylemi de kapsayan kesintisiz bir planın parçası olduğu şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlanamamıştır. Bu durumda, her bir eylemin ayrı bir suç olarak (gerçek içtima) cezalandırılması, ceza hukukunun temel ilkelerine daha uygun olurdu. Sonuç olarak, YCGK'nın bu kararı, 'aynı suç işleme kararı' kavramını, öngörülebilirliği azaltacak ve sanık aleyhine genişletilebilecek şekilde yorumlama riski taşımaktadır.