2011 yılında 6217 sayılı Kanun ile getirilen ve Cumhuriyet savcısının asliye ceza mahkemelerindeki duruşmalara katılmamasını öngören düzenlemenin temel gerekçesi neydi? İHAM'ın İmret/Türkiye kararında bu gerekçeyi adil yargılanma hakkı ihlalini meşrulaştırmak için yeterli görmemesinin ardındaki prensip nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #89105

6217 sayılı Kanun ile getirilen bu düzenlemenin kanunun genel gerekçesinde belirtilen temel gerekçesi, **yargı hizmetlerinin hızlandırılması ve verimliliğin artırılmasıdır**. O dönemdeki savcı sayısının yetersiz olduğu, savcıların duruşmalara katılmak yerine soruşturma işlemlerine daha fazla zaman ayırmalarının soruşturmaların daha etkin ve süratli yürütülmesini sağlayacağı düşünülmüştür. Yani, gerekçe temel olarak pratik ve idari bir verimlilik argümanına dayanmaktadır. İHAM'ın İmret/Türkiye kararında bu gerekçeyi adil yargılanma hakkı (İHAS m. 6) ihlalini meşrulaştırmak için yeterli görmemesinin ardındaki temel prensip, **temel hak ve özgürlüklerin, idari veya pratik gerekçelerle feda edilemeyeceğidir.** İHAM'a göre: 1. **Hakkın Mutlak Niteliği:** Adil yargılanma hakkının unsurlarından olan mahkemenin tarafsızlığı, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri, bir ceza yargılamasının olmazsa olmaz koşullarıdır. Bu temel güvenceler, devletin personel yetersizliği, iş yükü fazlalığı gibi idari ve bütçesel sorunları gerekçe gösterilerek ortadan kaldırılamaz veya zayıflatılamaz. 2. **Orantılılık İlkesi:** Devletin yargıyı hızlandırma gibi meşru bir amacı olabilir. Ancak bu amaca ulaşmak için seçilen aracın (savcıyı duruşmadan çekmek), temel bir hakkın özünü zedelememesi gerekir. Savcının yokluğunda hakimin iddia makamının rolünü üstlenmesi, yargılamanın adil niteliğini temelden sarsan orantısız bir müdahaledir. Devlet, daha az hak ihlaline yol açacak başka çözümler (örneğin, daha fazla savcı atamak, yargısal süreçleri basitleştirmek) bulmalıdır. İHAM, kararında 'Hükümetin, nispeten basit davalarda savcıların duruşmalara katılmayabileceği yönündeki tezine katılmadığını, adil/dürüst yargılama ilkesinden bu şekilde tasarruf edilemeyeceğini' vurgulayarak, pratik gerekçelerin temel hak ihlallerini haklı kılamayacağını net bir şekilde ortaya koymuştur.