Bir sanık hakkında hem TCK m. 220/2'den (örgüte üye olma) hem de bu örgütün faaliyeti çerçevesinde işlediği TCK m. 158'den (nitelikli dolandırıcılık) mahkumiyet kararı verilmiştir. Yargılama devam ederken, Yargıtay örgüt üyeliği suçundan verilen kararı 'delil yetersizliği' gerekçesiyle bozmuş, ancak nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen mahkumiyeti onamıştır. Bu durumda, sanığın kesinleşen nitelikli dolandırıcılık cezasının infazında, 5275 sayılı Kanun m. 107/4'te belirtilen 'örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suç' hükmü uygulanabilir mi? 'Cezaların şahsiliği' ilkesi açısından durumu tartışınız.
Bu durum, uygulamada ciddi hukuki sorunlara yol açan karmaşık bir meseledir. 'Cezaların şahsiliği' ilkesi açısından, sanığın kesinleşen nitelikli dolandırıcılık cezasının infazında m. 107/4'ün uygulanmaması gerekir. **Gerekçeler:** 1. **Örgütsel Bağın Ortadan Kalkması:** Yargıtay'ın örgüt üyeliği suçunu 'delil yetersizliği' gerekçesiyle bozması, sanığın örgütle hiyerarşik bir bağının bulunduğunun yargı kararıyla ispatlanamadığı anlamına gelir. Her ne kadar bu karar bir beraat olmasa da, sanığın 'örgüt üyesi' sıfatı artık hukuken kesin değildir ve bu konuda yargılama devam etmektedir. 2. **Cezaların ve Sorumluluğun Şahsiliği İlkesi:** Bu ilke, bir kişinin ancak kendi fiilinden ve bu fiilin hukuki nitelendirmesinden sorumlu tutulabileceğini ifade eder. Sanığın örgütle bağı kesinleşmemişken, sadece işlediği suçun (dolandırıcılık) başka örgüt üyeleri tarafından işlenen bir 'faaliyet' olması nedeniyle, ona 'örgütlü suçlu' muamelesi yapmak ve infaz rejimini ağırlaştırmak, bu ilkeyi ihlal eder. Bu, mahkumiyet kararının kapsamını aşan, infaz yoluyla sanığa ek bir sıfat yüklenmesi anlamına gelir. 3. **TCK m. 220 Sistematiği:** İncelenen metinde de savunulduğu gibi, TCK m. 220'nin sistematiğine göre bir suçun 'örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmiş' sayılması, failin örgütle TCK'da tanımlanmış bir bağının (üyelik, yöneticilik vb.) varlığını gerektirir. Bu bağ yargısal olarak ortadan kalktığında veya şüpheli hale geldiğinde, işlenen suç fail açısından 'adi suç' niteliğine bürünür. **Uygulamadaki Aksi Görüş:** Uygulamada bazen, suçun objektif niteliğine (örgütün genel faaliyet planına dahil olup olmadığına) bakılarak, failin kişisel durumundan bağımsız olarak m. 107/4'ün uygulanabildiği görülmektedir. Bu görüşe göre, onanan dolandırıcılık suçunun gerekçesinde 'örgüt faaliyeti çerçevesinde işlendiği' tespiti yer alıyorsa, bu tespit infaz için yeterlidir. **Sonuç:** Ancak hukukun temel ilkeleri (şahsîlik, belirlilik, masumiyet karinesi) açısından, örgütsel bağı kesinleşmiş bir mahkeme kararıyla sabit olmayan bir hükümlünün, sırf onanan 'faaliyet suçu' nedeniyle ağırlaştırılmış infaz rejimine tabi tutulması hukuka aykırıdır. İnfaz, genel hükümlere göre yapılmalıdır.