Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı ile birlikte verilen müsadere kararının, denetim süresi içerisinde infaz edilmemesi kuralının istisnası olabilir mi? Özellikle TCK m.54/4 kapsamında 'üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya' (örneğin uyuşturucu madde, ruhsatsız silah) yönünden durum farklı mıdır? Hukuki durumu tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #89072

Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre, HAGB kararı verildiğinde müsadere kararı da askıda kalır ve denetim süresi içinde infaz edilemez. Bu kuralın temel dayanağı, CMK m.231/5'in HAGB'nin sanık hakkında hukuki sonuç doğurmamasını emretmesidir. Ancak, TCK m.54/4 kapsamındaki eşya (bizatihi suç teşkil eden eşya) açısından bu kuralın bir istisnası olup olamayacağı doktrinde ve uygulamada tartışmalıdır. Bu tartışmanın temelinde iki farklı görüş yatmaktadır: 1. **Kuralın İstisnası Olmadığı Görüşü (Hakim Görüş):** Bu görüşe göre, CMK m.231/5 mutlaktır ve eşyanın niteliğine göre bir ayrım yapmamıştır. Müsadere bir güvenlik tedbiridir ve HAGB kararı ile birlikte verildiğinde, hükmün bir parçası olarak o da askıya alınır. Eşya ne kadar tehlikeli olursa olsun, HAGB varken infaz edilemez. Eşyanın zilyetliği zaten elkoyma tedbiri ile kamudadır, dolayısıyla kamu güvenliği açısından acil bir risk yoktur. İnfaz için ya hükmün açıklanarak kesinleşmesi ya da denetim süresi sonunda düşme kararı verilirken mahkemenin TCK m.54/4 gereği yeniden müsadere kararı vermesi gerekir. Yargıtay'ın genel eğilimi bu yöndedir. 2. **İstisna Olması Gerektiği Görüşü:** Bu görüşe göre, TCK m.54/4 kapsamındaki eşyanın müsaderesi, failin cezai sorumluluğundan bağımsız, objektif bir güvenlik tedbiridir. Bu tür eşyanın mülkiyeti zaten meşru değildir ve kamunun elinde tutulmasının hiçbir hukuki sakıncası yoktur. HAGB'nin amacı sanığa bir şans tanımaktır, ona uyuşturucu madde veya ruhsatsız silahını geri verme potansiyeli yaratmak değildir. Bu nedenle, kamu güvenliği ve sağlığı açısından, bu tür eşyaların müsaderesinin derhal infaz edilmesi gerektiği savunulmaktadır. Ancak bu görüş, mevcut pozitif hukuk ve Yargıtay içtihatları karşısında zayıf kalmaktadır. İncelenen makalede de belirtildiği gibi, bu konuda açık bir yasal düzenleme yapılmadığı sürece, bu görüşün tatbikine imkan bulunmamaktadır ve Anayasa Mahkemesi de bu yasal belirsizliğe işaret etmiştir.