Yargıtay içtihatlarına göre, bir ceza davasında hükme esas alınan 'fiziki takip tutanağı'nın delil olarak kabul edilebilmesi için taşıması gereken usuli şartlar nelerdir? Bu şartlara uyulmamasının hukuki sonucu ne olur?
Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, bir 'fiziki takip tutanağı'nın ceza yargılamasında hukuka uygun bir delil olarak hükme esas alınabilmesi için şu usuli şartları taşıması gerekir: 1. **Dosyada Aslının veya Onaylı Suretinin Bulunması:** Tutanak, onaysız bir fotokopi olarak değil, ıslak imzalı aslı veya 'aslı gibidir' şerhi düşülmüş onaylı bir sureti olarak dava dosyasında yer almalıdır. (Bkz. Yargıtay 10. CD, 08.04.2021, E. 2020/12176) 2. **Duruşmada Okunması ve Tartışılması:** CMK m. 217 uyarınca, delillerin duruşmada ortaya konulması ve taraflarca tartışılması gerekir. Bu nedenle, fiziki takip tutanağının duruşmada okunarak sanığa ve müdafisine içeriğine karşı diyeceklerinin sorulması zorunludur. 3. **Tutanak Mümzilerinin Tanık Olarak Dinlenmesi:** Özellikle sanığın tutanağın içeriğini inkar etmesi durumunda, adil yargılanma hakkı ve çelişmeli yargılama ilkesi gereği, tutanağı düzenleyen kolluk görevlilerinin (mümzilerin) mahkemede tanık olarak dinlenmesi, sanık ve müdafisine bu tanıklara soru sorma imkanı tanınması gerekir. Bu, tutanağın doğruluğunu ve güvenilirliğini test etme imkanı sağlar. Bu usuli şartlara uyulmaması, delilin hukuka aykırı şekilde elde edilmiş veya değerlendirilmiş olması sonucunu doğurur. CMK m. 217/2'ye göre, 'Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.' Bu ilkenin ihlali, söz konusu tutanağın hükme esas alınamamasına ve sadece bu tutanağa dayanılarak kurulan bir mahkumiyet hükmünün Yargıtay tarafından 'eksik araştırma' ve 'savunma hakkının kısıtlanması' gibi nedenlerle bozulmasına yol açar.