5237 sayılı TCK m. 216/3’de düzenlenen 'halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama' suçunun oluşabilmesi için aranan 'fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması' koşulu, ne tür bir tehlikeyi ifade eder? Bir ifadenin sosyal medyada infial yaratması veya çok sayıda şikayete konu olması bu şartın gerçekleştiğini ispata yeter mi? AYM içtihatları çerçevesinde değerlendiriniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #89057

TCK m. 216/3'teki 'fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması' koşulu, bu suçu bir **somut tehlike suçu** haline getirir. Bu, ifadenin sadece soyut olarak kamu barışını bozma potansiyeli taşımasının yeterli olmadığı, fiilin işlendiği an ve koşullar itibarıyla toplumda fiili bir kargaşa, çatışma, şiddet veya düzensizlik yaratma yönünde **açık ve yakın bir tehlike** oluşturması gerektiği anlamına gelir. AYM'nin yerleşik içtihatlarına göre, bir ifadenin sosyal medyada infial yaratması, çok sayıda kişi tarafından eleştirilmesi, beğenilmemesi veya hakkında çok sayıda şikayette bulunulması, bu şartın gerçekleştiğini ispatlamak için tek başına yeterli değildir. - **Hakan Aygün (B. No: 2020/13412)** kararında AYM, paylaşımların çok sayıda beğeni almasının 'kamu barışını somut olarak tehlikeye sokan bir durum olarak kabulünün mümkün olmadığını' belirtmiştir. - **Ufuk Çalışkan (B. No: 2015/1570)** kararında ise, vatandaşların ihbar mektuplarının 'başvurucunun cezalandırılmasını haklı kılacak düzeyde bir tehlikenin varlığını somutlaştıramadığını' ifade etmiştir. Bu kararlar, 'elverişlilik' unsurunun varlığının tespiti için sübjektif tepkilerin (rahatsızlık, şikayet, infial) değil, objektif olguların aranması gerektiğini göstermektedir. Yargı makamları, ifadenin toplumda somut olarak nasıl bir kargaşa veya şiddet riskine yol açtığını, kitleleri nasıl harekete geçirdiğini somut delillerle ortaya koymak zorundadır. Aksi halde suçun bu unsuru oluşmamış sayılır.