6217 sayılı Kanun ile Cumhuriyet savcılarının asliye ceza mahkemelerindeki duruşmalara katılmamasının gerekçesi olarak 'yargı hizmetlerinin hızlandırılması' ve 'savcıların soruşturmalara daha fazla odaklanması' gösterilmiştir. Bu gerekçeler, adil yargılanma hakkı açısından 'meşru bir amaç' olarak kabul edilebilir mi? İHAM'ın bu konudaki yaklaşımı nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #89006

Bu gerekçeler, idari ve pratik açıdan makul görünse de, adil yargılanma hakkını sınırlamak için 'meşru bir amaç' olarak kabul edilmesi son derece tartışmalıdır. Yargının hızlandırılması ve kaynakların etkin kullanımı, şüphesiz devletin meşru hedefleridir. Ancak AİHS ve Anayasa uyarınca, temel hak ve özgürlüklere yapılan bir müdahalenin meşru sayılabilmesi için, hedeflenen amacın demokratik toplumda zorunlu bir ihtiyaca karşılık gelmesi ve müdahalenin bu amaçla orantılı olması gerekir. İHAM, içtihatlarında, idari kolaylık veya bütçe kısıtlamaları gibi gerekçelerin, adil yargılanma hakkının temel güvencelerinden (tarafsız mahkeme, çelişmeli yargılama, silahların eşitliği) feragat edilmesini haklı kılamayacağını defalarca belirtmiştir. İmret/Türkiye kararında da İHAM, 'nispeten basit davalarda savcıların duruşmalara katılmayabileceği' yönündeki tezi reddederek, adil yargılanma ilkesinden bu şekilde tasarruf edilemeyeceğini vurgulamıştır. Dolayısıyla, yargıyı hızlandırma amacı meşru olsa da, bu amaca ulaşmak için seçilen aracın (savcıyı ı duruşmadan çıkarma), adil yargılanma hakkının özünü zedelemesi nedeniyle orantısız ve dolayısıyla gayrimeşru olduğu sonucuna varılır. (Kaynak: sen.av.tr makalesi; İHAM, İmret/Türkiye, B. No: 69539/12)