Anayasa m.24'ün son fıkrasında yer alan 'Kimse... düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.' hükmü, TCK m.216'da düzenlenen suçlar karşısında nasıl bir güvence sağlamaktadır? Bu hükmün mutlak niteliği, ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasıyla nasıl bağdaştırılır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #88993

Anayasa m.24'ün son fıkrasındaki bu hüküm, 'düşünce özgürlüğünün' (forum internum) mutlak ve sınırsız koruma altında olduğunu ifade eder. Bu, bir kişinin sahip olduğu inançlar, fikirler ve kanaatler nedeniyle, bunları dışa vurmasa bile, devlet tarafından kınanamayacağı, soruşturulamayacağı ve suçlanamayacağı anlamına gelir. Bu, düşüncenin kendisinin mutlak koruma altında olduğunun bir güvencesidir. Ancak TCK m.216, düşüncenin kendisini değil, düşüncenin 'dışa vurulma biçimini', yani ifadeyi cezalandırmaktadır. İfade özgürlüğü (forum externum) ise, Anayasa m.26'da düzenlenmiş olup, Anayasa m.13'teki genel sınırlama rejimine tabidir. Dolayısıyla, iki hüküm arasında bir denge kurulmalıdır. Bir kişi, ateist olduğu veya belirli bir dini eleştirdiği 'düşüncesi' nedeniyle suçlanamaz. Ancak bu düşüncesini, TCK m.216'da tanımlanan suç teşkil edecek bir biçimde, yani halkı kin ve düşmanlığa tahrik ederek, aşağılayarak veya nefret söylemi oluşturacak şekilde 'ifade' ederse, artık cezalandırılan şey düşüncenin kendisi değil, ifade etme biçiminin yarattığı tehlike veya zarardır. Anayasa m.24, TCK m.216'nın uygulanmasında bir fren mekanizması görevi görür; yargı makamlarına, failin düşüncesini değil, eyleminin (ifadesinin) objektif olarak suçun unsurlarını taşıyıp taşımadığını değerlendirmeleri gerektiğini hatırlatır. (Kaynak: Anayasa m. 24, m. 26; sen.av.tr makalesi)