5607 sayılı Kanun m.19/4 uyarınca kimliğinin gizli tutulması gereken bir muhbirin kimliği, soruşturma veya kovuşturma aşamasında yanlışlıkla ifşa edilirse, bu durumun yargılamanın sıhhatine ve elde edilen delillerin geçerliliğine etkisi ne olur?
Muhbirin kimliğinin, kanunen gizli tutulması gerekirken ifşa edilmesi, ciddi bir usul hatasıdır ve birkaç önemli sonuca yol açabilir: 1) Delilin Değerlendirilmesi: Bu durum, muhbirin beyanının güvenilirliğini sarsabilir. Kimliği ifşa olan muhbir, can güvenliği endişesiyle veya baskı altında kalarak ifadesini değiştirebilir veya tanıklık yapmaktan çekinebilir. Mahkeme, bu durumu dikkate alarak muhbirin beyanına daha ihtiyatlı yaklaşmalı ve bu beyanı tek başına mahkumiyet için yeterli görmemelidir. 2) Yargılamanın Sıhhati: Eğer mahkumiyet, büyük ölçüde bu muhbirin beyanına dayanıyorsa ve kimliğinin ifşası onun özgürce ifade vermesini engellemişse, bu durum adil yargılanma hakkının (özellikle tanık dinletme hakkının) ihlali olarak değerlendirilebilir. Bu, Yargıtay tarafından bir bozma nedeni sayılabilir. 3) Sorumluluk: Kimliği ifşa eden kamu görevlileri hakkında, görevi kötüye kullanma (TCK m.257) veya kişisel verilerin hukuka aykırı olarak ifşası (TCK m.136) gibi suçlardan dolayı cezai ve idari sorumluluk doğabilir. Ancak, kimliğin ifşa edilmiş olması, tek başına, muhbirin verdiği bilgi üzerine hukuka uygun olarak elde edilmiş diğer delilleri (örneğin arama sonucu ele geçen suç eşyası) geçersiz kılmaz. Mahkeme, bu diğer delilleri serbestçe takdir eder, ancak ifşa olayının yarattığı etkiyi de göz önünde bulundurarak bir sonuca varır. (Kaynak: 5607 s.K. m. 19; Ceza Muhakemesi Hukuku Genel İlkeleri)