5275 sayılı Ceza İnfaz Kanunu m. 107/4'ün lafzında 'örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan dolayı mahkumiyet' ifadesi yer alırken, örgüt mensubiyeti türlerinden (kurucu, yönetici, üye) bahsedilmemesi, 'infazda fiilin esas alınması' ilkesinin bir yansıması olarak görülebilir mi?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #88955

Evet, bu ifade 'infazda fiilin esas alınması' ilkesinin bir yansıması olarak yorumlanabilir, ancak bu yorum 'ceza sorumluluğunun şahsiliği' ilkesiyle çatışma riski taşır. 'İnfazda fiil esastır' ilkesi, infaz rejiminin belirlenmesinde, hükümlünün kişisel özelliklerinden (fail) ziyade, mahkum olduğu suçun (fiil) niteliğinin belirleyici olduğu anlamına gelir. Bu perspektiften bakıldığında, kanun koyucunun m. 107/4'te, hükümlünün örgüt içindeki sıfatına (kurucu, üye vb.) bakmaksızın, eğer işlediği suçun kendisi 'örgüt faaliyeti' niteliğindeyse, bu fiilin tehlikeliliği nedeniyle ağırlaştırılmış infaz rejimi uygulanmasını amaçladığı savunulabilir. Ancak bu yaklaşım, makalede de eleştirildiği gibi, bir kişinin örgütsel bağı kesin olarak tespit edilmeden, sırf fiilin niteliği nedeniyle onu örgüt mensubu gibi ağır bir infaz rejimine tabi tutma sonucunu doğurur. Bu da kişinin kendi somut bağından ve kusurundan değil, fiilin işlendiği genel bağlamdan sorumlu tutulması anlamına gelir ki bu, 'ceza sorumluluğunun şahsiliği' ilkesini zedeler. Dolayısıyla, 'infazda fiilin esas alınması' ilkesi, şahsilik ilkesini tamamen ortadan kaldıracak şekilde geniş yorumlanamaz. (Kaynak: sen.av.tr makalesi)