5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun, mahkemenin re'sen delil toplama yetkisini kaldırmasının, ceza muhakemesinin temel amacı olan 'maddi gerçeğe ulaşma' ilkesiyle çeliştiği söylenebilir mi? Bu iki ilke arasındaki denge nasıl kurulmalıdır?
Bu durumun ilk bakışta bir çelişki gibi göründüğü söylenebilir, ancak modern ceza muhakemesi hukuku bu iki ilke arasında bir denge kurmayı hedefler. 'Maddi gerçeğe ulaşma' ilkesi, yargılamanın asıl amacıdır, ancak bu amaca her ne pahasına olursa olsun ulaşılması kabul edilmez. Bu amaca ulaşılırken, 'adil yargılanma hakkı', 'mahkemenin tarafsızlığı', 'silahların eşitliği' gibi diğer temel ilkelerin de korunması gerekir. Mahkemenin sınırsız bir şekilde re'sen delil toplama yetkisine sahip olması, maddi gerçeğe ulaşmaya hizmet edebilir gibi görünse de, mahkemeyi tarafsız bir hakem olmaktan çıkarıp davanın bir tarafı haline getirerek adil yargılanma hakkını zedeler. 5271 sayılı CMK, bu dengeyi, delil toplama görevini esasen taraflara (iddia ve savunma) vererek kurmuştur. Mahkemenin görevi ise, tarafların sunduğu delilleri usulüne uygun bir şekilde toplamak, tartışılmasını sağlamak ve adil bir şekilde değerlendirmektir (CMK m.206). Hâkim, maddi gerçeğe ulaşmak için taraflardan ek delil sunmalarını isteyebilir veya sunulan delillerin getirilmesine karar verebilir, ancak kendisi aktif bir araştırmacı gibi davranmamalıdır. Denge, mahkemenin pasif bir izleyici olmaması, ancak tarafsızlığını bozacak şekilde aktif bir taraf haline de gelmemesiyle kurulur. (Kaynak: sen.av.tr makalesi, CMK m. 206, m. 207)